Savunmak!

Savunmak, inatla savunmak, arada durmak, tutum almak ya da almamak, kendinin, insanlığın doğanın, hayvanların, yaşama hakkını vicdanen ve fiili olarak savunmadan erdemli olmak, etik davranmak mümkün değildir.

6 Ocak 2026 - 10:05
6 Ocak 2026 - 10:05
 0
Savunmak!

Emperyalistler, işgalciler ve sömürgeciler anti-emperyalist, anti-faşist ve anti- sömürgeci olamaz!

Hayattı işkenceye çeviren, işkencecilerini kayıran, "vatandaş" diye tanımladıkları insanlara, (ulus, etnisite, inanç, mezhep, sınıf, dil, lehçe vs.) aidiyetlerinden, dolayı b.k yediren, on binlercesini devlet eliyle katleden, kaybettiren, sürgün, tehcir, muhacir duruma düşüren bir devletin, "böyle bir şey, böyle bir katliam olmamış" diyenlerin insan hak ve hukukunu, "demokrasiyi savunuyorum" demesi inandırıcı olamaz!

Kirli ve haksız bir savaşı resetleyerek, gizleyerek, savaşın gerekçelerini ortaya koyup yüzleşmeksizin, barışın yol temizliğini yapmadan “barışa gidiyorum, barışı savunuyorum" demek, sadece aldatmayı amaçlar...

Şiddetten arınmaksızın, şiddet ve tehdit dilini terk etmeksizin, "terörsüzlüğü savunmak", kendi teröristliğini meşru göstermek olur ki bu anti-terörizm olamaz...

Günümüzde gençlik başta olmak üzere, insanlığı, büyük dramı sonuçlara ittiği, bu halin insanlığı   çürüten ağır suç haline gelen uyuşturucu ticaretinin uluslararası bir hal alması ile suçunun da uluslararası bir yargılama durumuna geldiği gerçektir.

Devlet ve güç ağırlığı ile her icraatı kendine hak gördüğünü, başkasına "abes" diye tanımlayıp, başkasının varlığını inkar etmek, hak tanımamak abesle iştigal olur! Bütün bunları görüp eleştirmeyen, haklının yanında durmayan da haksızca tabi olur.

Savunmak, inatla savunmak, arada durmak, tutum almak ya da almamak, kendinin, insanlığın doğanın, hayvanların, yaşama hakkını vicdanen ve fiili olarak savunmadan erdemli olmak, etik davranmak mümkün değildir.

Tarih bilinci, bütünlüklü değerlendirmeyi öngörür.

Tarih keyfiyeti kaldırmaz, niyete göre yorumlamaya gelmez. Niyetten siyasi çıkar devşirmek mümkündür, ama bu tarihe temel olmaz.

Siyaset, çokça ilke ve prensibi devirmiştir, ama bu insanlığın bağrında bir ur olarak kalmış ve büyümüştür.

Kürtlerin tarihine hep yoğunlaşmaya çalıştım.  Çalıştıkça tabular, kandırılmış haller, yanlış algılama ve izahlar, doğru olmayan tanımlamalar ve algılamalar,  hileler ve kasıtlı tezler ya da çarpıtmalar  ortaya çıkıyor... Sonra araç gibi kullanıp, araçsız hale getirilmek istenen, aşağılanan, insanlıktan dışlanan, "kardeşim", "komşum", "varım yokum", "yok sensiz olmaz" denip yok sayılan, yok edilmek istenen aidiyet hata aidiyetler, insanlık tarihinden silinmek istenen, her incelendiğinde siyasetin saçmalıklarının seçildiğini sergileyen, soykırımı  bir resim ile karşılaştığımız hissini yaşıyor ve görüyoruz.   Bunu soldan sağa, liberalinden, dünya entelektüelinden en önde olan aydına kadar hepsinde bir düzeyde bazı maraziler görmek mümkün!...

Her nedense, hayatın bir noktasında, bir kavşağında yanlış bir istikamete sapıp ilerlerken, prensiplerine, aleyhine, ters bir hal ortaya çıkıyor. Yanlış istikameti görüp dönmeyenler, yanlışını gurur meselesi yapıp sürdürmeyi tercih edenler, yanlışa kendini inandıranlar, maddi ya da siyasi çıkarları için savunma geliştirenler, doğru sanıp savunulan yanlışlar, insanda, toplumda, aydın ya da entelektüelde, siyasi lider, oluşum ya da devlette artı ve eksilerinin yan yana olabileceği kuşkusunu taşımadan, bir bütün, toptan sahiplenip ilahileştirmenin ne büyük bir tarihsel tehlike olduğunu görmek çok önemlidir...

Bu önemi, bilince çıkarınca da suçlama ve savunma modundan çıkarak, doğru düşünmeye kendini vermek, yoğunlaşmak, insan bilincine yeni bir değer kattığını yine tarihten öğreniyoruz...

Sokrates, Atina şehrindeki site devletinin diğer şehir devletlerine karşı, kendi üstünlüğünü dayatmasını erdemden sayamadığı için tutuklanıp yargılandı. Bu yargılamada Sokrates'e alabildiğine mübalağalı suçlamalar ile Jüri ona cezayı uygun gördü. O ise cezayı tınmadı, haksızlığa karşı durdu. Ancak, dini özelliği onun felsefeci olmadığı savını güncelledi. Zaten Sokrates, "Davamı Tanrı Zeus’a havale ettim!" diyerek, kendisini beşerî dünyadan soyutladı ve zindanda baldıran zehiri içerek hayatına son verdi. 

Aristo bir filozof, ama büyük İskender’in hocasıdır.

Marks, büyük bir kuramcıdır, ama İngiltere'nin Hindistan'ı sömürgeleştirmesini olumlu bir gelişme olarak görmüştü!

Lenin, emperyalizm ve sömürgecilik tezinin çözümleyicisidir, ancak "anti-emperyalist" diye değerlendirdiği Jön Türklerin, Pehlevicilerin, Afgan Emiri Emerullahı ve Çan Kay gibi faşist diktatörlüğe uygun şekillenen iktidarların, yüz yıldır insanlığın gelişmesine adeta bir hançer gibi saplandıklarını şimdi daha net görüyoruz!

Bolşeviklerin, "sosyalist ana vatanı savunma" stratejisi ile Hitler Faşizmine karşı Stalingrad direnişi ile onu yıkıma sürüklediğini biliyoruz. Ancak, aynı bolşeviklerin "sosyalizmi ve ana vatanı   savunma" adına kapitalizmden farksız bürokratik ve diktatörleştiğini görmezden gelmeyi belki yeğleriz, ancak sosyalizmin böyle olmadığını, böylesinin savunulamayacağını düşünmek bile istemeyenler var!

Mitolojilerin insan topluluklarının toplumsallaşmasında önemli etkileri olduğu söylenebilir. Ancak tabulaştırılan dinlerin, insanlığın muhasebe, düşünme, sorgulama ve kendini aşma konusunda yarattığı kastlaşmayı, kavgaları, imparatorlukları, savaşları doğru tanımlamanın da ne kadar zorlaştırdığını görmeden ilerlemek güçtür.

Dün "din bir afyondur" diyenin, bugün "İslamiyet her derde şifadır!" diyenin iki kişi değil, aynı kişi olduğu, bu haline de "doğru” diye savunanın muhasebe ve algılama yetisinin ne derece alçak olduğunu düşünmek gerekmez mi?

Puşkin'in, Rus edebiyatının en mihenk taşlarından biri, hatta ilk modern yazarlarından olduğu, Dostoyevski "ilk öğretmenimiz" diye savunur. Ama Puşkin'in bir serüvenci olduğu, düelloda kendini öldürtecek kadar bir "serseri" olduğunu görürüz!

Yanlış bir sistem, insanı ve insanlığı hep paradokslara itiyor. Ancak, bu uç paradokslara varan beyanlara "meşru" "doğru" ve "haklı" demek en azından entelektüel ve aydınlar açısından yanlıştır...

Biliyoruz ki dünyada yaşanan III. Dünya savaşı yaşanıyor.

Dünya savaşı koşularında, savaş içindeki devletlerin hukuk hassasiyeti işlevli kalmaz ki yaşanan budur.

Soykırımlar, adam kaçırmalar, sınır ihlalleri, darbeler, mahkeme kararlarına biat etmeme, aleni katliamların yargı dışında tutulması, gereksiz ve keyfi tutuklamaların vs. böylesi süreçlerde daha sık yaşanması, koşulların sonucu ve sebepleriyledir.

Siyasilerin, konuşmalarını düşünce özgürlüğünden azade tutarak, daha az konuşmalarını, konuşmamalarını   ve nötr durmalarını da burada anlamak mümkündür!

Siyaset, stratejik iktidar üzerinde yapılır. Hedefi tutturmak için koşulları oluşturma, gözetme ve güçler arası çekişmede fırsat yakalama hesabıdır...  Böylesi durumlarda siyasilerin entelektüel ve aydınların tutumundan ziyade, Don Kişot olmak zorunda değiller ve olasılıkları, dengeleri, ilişkileri, kendi zorluklarını hesaba katmak zorunda olabilirler, beyan, mesaj ve savunmalarını buna uygun edebilir ve konumlanabilirler...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1845 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 20:03:04