Sarıkamışlı Serayê Hanım’ın Torunu İbrahim’in Romanı
'' Kürdler denince maalesef, ilk akla gelen konulardan biri, ulus olarak inkâr edilmeleridir. Kuzey Kürdistan'ı sömürge statüsünde tutanlar, Kürdleri, Kürdistan’ı, Serayêleri, İbrahimleri inkâr ediyorlar. O yüzden, kitabın adında, “inkâr”, “karanlık yıllar, aydınlık izler” belirlemesinden önce geliyor. ''

Yaşadığımız toplumda, zaman zaman vefasızlıktan söz edilir. Topluma katkı sunan, yardım eden, fedakârlık yapan insanların takdir edilmemesi vefasızlık olarak görülür. Diğer taraftan, vefasızlık karşısında, “Vefa, sadece İstanbul’da bir semtin adıdır.” diye bir sitem de var. Tabii, vefanın kişi yaşarken gösterilmesi anlamlı. Konumuz, yazar Azad Sağnıç’ın, vefa göstererek, tüm yaşamı Kürd ulus mücadelesi içinde geçen İbrahim Gürbüz’ün yaşamını mercek altına alan, “İNKÂR, Karanlık Yıllar Aydınlar” biyografik romanı.
Günümüzde İbrahim Gürbüz’ü, hepimiz, öncelikle İsmail Beşikci Vakfı Başkanı olarak tanırız. Doksanlı yıllardaki Kürd kültür kurumlarının yapılanmasında dikkat çeken ilk isimlerdendir. Gençlik yıllarında da ulusu adına direnen biridir. Sonraları bir iş insanıdır ama hep Kürd ulusal mücadelesi içindedir. Devrimci olmak, mayınlı bir alan olan Kürd ulusal mücadelesi içinde olmak ve ekonomik bağımsızlığını kazanmak, birlikte dikkat çekicidir ve Kürd aydınları arasında çok fazla olmayan bir durumdur.
Yaşı yetmişi bulan İbrahim Gürbüz de her insan gibi bir zamanlar çocuktu. Önce Kars Sarıkamışlı, sonra İzmir Tireli bir çocuk. Sarıkamış’ın Kızıl (Qizil) köyünde doğmuştur. Daha sonra bu köyün adı Uzun Gazi olarak değiştirilse de köyün asıl adı, kırmızı bir tepenin yamacında kurulu olduğu için, Kürdçe “kızıl tepe” anlamına gelen Girêsor’dur.
Sarıkamış, genel olarak, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk aylarında, 1915 yılı kışında Enver Paşa’nın, bile bile ölüme gönderdiği yüz bin kişinin dramıyla bilinir. Ama bunların büyük çoğunluğunun Kürd gençleri olduğu bilinmez, söylenmez. O ortamda, Sarıkamış katliamından birkaç ay sonra gerçekleşen 1915 Büyük Ermeni Tehciri bilinir ama içinde Sarıkamışlıların da bulunduğu 1916 Kürd Tehciri bilinmez; milyonu bulan Kürd insanının ölüme gönderildiği bilinmez. İbrahim Gürbüz ailesinin bu tehcirdeki durumunu şöyle özetler: “Rus Ordusunun öncü kuvvetleri, Taşnak Partisi ve Kazaklar, büyük nenem Serayê’nın yerleşik olduğu köye saldırırlar. Saldırıdan kurtulan büyük nenem Serayê, dedem Selim ve ailesi göç yollarına düşerler. Onlar da babamın dedeleri gibi Polatlı’ya doğru göç ederler. Dedem göç yolunda salgın hastalıktan ölür. Mezarı Haymana’dadır.”
İbrahim Gürbüz, 2023 yılında yayımlanan, “Ülkemin Gölgesinde Bir Uzun Yol -I, Yaşamın Kıyısında” adlı anı kitabında, ailesinin hikâyesini anlatırken ailesinin 1916 Kürd Tehcirini de yaşadığını söyledikten sonra, 1961 yılında, kendisi altı yaşındayken Sarıkamış Girêsor köyünden, bu kez başka nedenlerle başlayan ve İzmir Tire’de son bulan göçü ve kendi yaşamını anlatıyor. İbrahim Gürbüz’ün yaşamı, Kürd ulusal mücadelesinin engebeli yollarında geçen derslerle dolu trajik bir yaşamdır...
İbrahim Gürbüz’ün macera dolu, trajik-ilginç yaşam serüveni, son dönemlerde belgesel romanlar yazan Azad Sağnıç’ındikkatini çekince Sağnıç, vefa göstererek İbrahim Gürbüz’ün yaşamını biyografik bir roman şeklinde kitaplaştırdı. Kitabın adı: “İNKÂR, Karanlık Yıllar Aydınlık İzler”.
Kürdler denince maalesef, ilk akla gelen konulardan biri, ulus olarak inkâr edilmeleridir. Kuzey Kürdistan'ı sömürge statüsünde tutanlar, Kürdleri, Kürdistan’ı, Serayêleri, İbrahimleri inkâr ediyorlar. O yüzden, kitabın adında, “inkâr”, “karanlık yıllar, aydınlık izler” belirlemesinden önce geliyor.
Biyografik romanın başkahramanları İbrahim ve dedesinin annesi Serayê Hanım’dır. Serayê Hanım, zaman zaman Kürdler arasında bilinen güçlü-bilge kadın figürlerinden biri olarak anılıyor. Bu yüzden, bazı Kürd aileleri bu tür kadınların adıyla bilinir. İbrahim’in ailesi de “Mala Serayê” olarak biliniyor. İbrahim, yaşamında bilge bir kadın olan Serayê nenesinin izleriyle yaşayınca zihninde hep onu tutunca romanda Serayê Hanım en az İbrahim kadar dikkat çeken bir karakter olarak öne çıkıyor. Zaten kitap Serayê Hanım’a adanmış.
İbrahim’i, yazdığı anılarından bilenler bile bu kitaptaki akıcı ve edebi anlatımdan büyük tat alabilir. Azad Sağnıç, giderek yazım dilini geliştiriyor ve dili, edebiyatın o güzel ritmini buluyor. Birçoğumuz gibi Azad da Türkçe yazmak zorunda kalıyor. Kürdlerin yaşadığı bir bölge olan Sarıkamış’ta başlayan bu serüven, özellikle Serayê Hanım, sıfatlar cenneti Kürdçe ile yazılsa ne kadar güzel olur. Bilmiyorum, Azad bunu yapabilir mi yoksa biri Kürdçeye mi çevirir?..
Romanın içeriğini fazla yazmaya gerek yok. Okuyan okusun, görsün. Okuyan pişman olmaz, kitaptan çok şey öğrenir. Kimlik baskısı, aşağılanma, acı var; dram var, suikastlar var, hapis var, direniş var ve görece mutluluk var. İlginç, trajik bir yaşam serüveni, çok iyi bir anlatım tekniğiyle yazılmış. Yazı tarzı akıcı; dili duru, anlatımı ustaca.
Kitap, İbrahim’in yaşamı çerçevesinde, biyografisiyle birlikte, aynı zamanda inkâr edilen bir ulusun dramını anlatıyor. Yani roman, sadece bir kişinin yaşamını değil, göçlere maruz bırakılmış, inkâr edilmiş, ulusal hakları gasp edilmiş bir halkın dramını anlatıyor. Dört buçuk yıllık zorlu hapis yılları da var bu yaşamda. Romanda bu süreç biraz uzun yazılsa da sürecin anlatımı çarpıcı, sürükleyici. (s.134-250 arası)
Romanın çeşitli yerlerinde çarpıcı belirlemeler var. İbrahim’in çok kısa süreli Sivas’taki öğretmenliği sırasındaki durumu şu çarpıcı ifadeyle anlatılıyor: “Özgür düşünen gençler yetiştirmek, silah taşımaktan daha büyük bir tehdit olarak görülüyordu. Bu yüzden sınıfta kurduğu her cümleyi dikkatle seçiyor, inandığı değerlerden de geri durmuyordu.” (s.106)
Yine İbrahim’in nenesi Serayê Hanım’ın köye yapılan bir asker baskını sırasındaki şu çarpıcı sözleri de var romanda: “Bugün gördüklerini unutma, evlat. İnsan, acısını unutursa aynı acıyı yeniden yaşar. Halk ise hafızasını kaybederse başkalarının yazdığı kaderi yaşamaya mahkûm olur.” (s.161)
Serayê Hanım, İbrahim’e daha neler söylemiyor ki: “İnsan yere düşebilir, evlat… Ama onurunu kendi eliyle yere atmamalı.” (s.160) “Korkabilirsin, evlat… Asıl yenilgi, korkunun seni susturmasına izin vermektir.” (s.164)
İbrahim’in yaşam serüveni, bazı yanlarıyla dönemdeki pek çok Kürd aydınının yaşam serüvenine benzese de oldukça farklı yanları da var. Bunu bir roman tadıyla öğrenmemizi sağlayan Azad Sağnıç’ı kutlarım. Önyargıları, yanlış ezberleri bir yana bırakarak, Kürd ulusal mücadelesinde yer alan her insana saygı duymak, vefa göstermek, değer bilmek lazım.
Her Kürd’ün dersler çıkarması gereken bir yaşam serüveni ve bu serüveni anlatan, okunması gereken bir kitap. Bu yaşam serüvenini, özellikle Kürd gençlerinin bilmesini, dolayısıyla bu kitabı onların okumasını isterim.
Roman bitiyor ama İbrahim’in hikâyesi devam ediyor, edecek…
Eline sağlık, Azad; güzel yaşa, İbrahim…
/CT/
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:12:04






























































































































































































