İran'ı savaş sonrası hangi senaryolar bekliyor?

İran kritik bir dönemeçte. Savaşın gidişatı, ülkenin geleceğinin belirlenmesinde etkili olacak. Ülkenin yönetiminde nasıl bir değişiklik olabilir? Şiddetin artma riski var mı?

5 Mar 2026 - 11:30
5 Mar 2026 - 11:30
 0
İran'ı savaş sonrası hangi senaryolar bekliyor?

ABD ve İsrail'in 28 Şubat Cumartesi günü İran'a yönelik hava saldırıları başlatmasından bu yana Tahran'da "rejim değişir mi" sorusu gündemde.

İran'daki hedeflere yönelik ilk saldırılar sonrasında, Tahran'dan evlerinin çatılarında sevinç çığlıkları atan İranlıların görüntüleri geldi. Birçok İranlı nefret ettikleri bu teokratik rejimin son bulması için sivil kayıpları ve savaşın getireceği yıkımı göze almaya hazır.

İran'a yönelik savaşın amaçlarına ilişkin Washington'dan çelişkili açıklamalar gelse de "rejim değişikliği"nin hedeflerden biri olduğu değerlendiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump da İran'a saldırılar sonrasındaki açıklamasında, Ocak ayında kanlı bir şekilde bastırılan protestolara katılan İranlılara "iktidarı devralma" çağrısı yaparak "Bu belki de kuşaklar boyunca elde edebileceğiniz tek fırsat olacak" dedi.

Trump'ın bu sözlerinden birkaç saat sonra dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in öldürüldüğü haberi geldi. Hamaney ile birlikte birçok üst düzey İranlı yetkilinin öldürülmesine rağmen, İran rejimi hâlâ işlevsel durumda. Bu nedenle de ABD ve İsrail'in savaşta istedikleri sonuca ulaşıp ulaşmayacakları hâlâ belirsiz.

Peki savaş sonrasında İran için hangi senaryolar gündeme gelebilir?

Venezuela modeli

Siyasi ve askeri konularda son sözü söyleme yetkisine sahip olan dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesi sonrasında ABD kendi isteklerine uygun bir halef bulmakla yetinebilir. New York Times gazetesine verdiği bir demeçte aklında "üç çok iyi seçenek" bulunduğunu söyleyen Trump, ancak şu anda bunları açıklamak istemediğini ifade etti. Sistem değişikliğine gitmeden sadece liderin değişmesi Venezuela modeline benzerlik gösteriyor.

ABD, Ocak ayı başında Venezuela'ya düzenlediği operasyonda tartışmalı Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Sonrasında ise Devlet Başkanı olarak göreve başlayan Delcy Rodriguez ile siyasi bir uzlaşma sağlamıştı. Trump, İran'a atıfla "Venezuela'da yaptığımız, harika bir senaryoydu" demişti.

Alman Dış İlişkiler Konseyi'nden (DGAP) İran uzmanı Cornelius Adebahr, kamu yayın kuruluşu ARD'ye yaptığı değerlendirmede İran'ın yeni lider arayışını, Devrim Muhafızları'nın gücüne dayanan yeni bir liderlik modeli kurmak ve ABD ile ilişkileri yeniden şekillendirmek için kullanabileceğini ifade ediyor. Adebahr, "Bu Venezuela'dakine benzer bir senaryo. Sadece liderlik değişiyor, ama nihayetinde insanların umduğundan çok daha az değişiklik oluyor" görüşünü dile getiriyor.

Bununla birlikte ABD'nin bu senaryoyu gerçekten isteyip istemediği ise kesin değil. ABD Başkanı Trump da New York Times'a verdiği söyleşide İranlıların rejim değişikliği için ayaklanabileceği ihtimaline de vurgu yaptı.

Kilit soru: İran devlet yönetimine ne olacak?

ABD'de bulunan Harvard Kennedy School'a bağlı Belfer Merkezi'nden Peyman Asadzade, İran iç politikası açısından rejimin yıkılması savaşın olası sonuçlarından biri. Asadzade, yazdığı bir analizde ikinci bir seçenek olarak "yeniden ayarlama ile bir süreklilikten" söz ediyor. Asadzade'ye göre bu seçenek, yeni dini lideri belirleyecek. Uzmanlar Meclisi'nin Hamaney'in halefi olarak pragmatik birini seçmesine bağlı. Bu durumda "İç siyasetteki öncelikler ekonominin yeniden yapılandırılması, istikrarın sağlanması ve siyasi reformlar olur, dış politikada ise gerilimin azaltılmasına odaklanılır."

Bu durum da Venezuela senaryosuna benzerlik gösteriyor.

İngiliz düşünce kuruluşu RUSI'nin Ortadoğu uzmanı Burcu Özçelik de "Tahran'da savaş sonrasındaki yönetimin izleyeceği pragmatik çizgi, ABD ile gerilimi azaltmak ve böylece milyonlarca İranlının yararına olacak ekonomik rahatlamayı sağlamak olur" diyor. DW'ye konuşan Özçelik, bunun istikrarlı ve acil olarak ihtiyaç duyulan bir toparlanma dönemine giden yolun önünü açabileceğini söylüyor.

Ancak Asadzade, kaleme aldığı analizde üçüncü bir seçeneğe daha işaret ediyor. Buna göre mevcut sistemdeki aktörlerin daha muhafazakâr sertlik yanlılarının çevresinde toplanarak, mevcut ideolojiyi daha da güçlendirmesi riski bulunuyor.

Guardian'ın kıdemli muhabiri Julian Borger de analizinde benzer bir endişe dile getiriyor:

"Tekrarlanan saldırılar sonrasında yönetimin hayatta kalan üyeleri, nükleer silahların varlıklarını sürdürmenin tek garantisi olduğu sonucuna varabilir. Muhalefeti giderek artan şekilde sertlikle bastırabilir ve sonunda Kuzey Kore'ye benzer bir rejim oluşabilir: Dış dünyadan kopuk, kuşkucu ve nükleer silah sahibi."

Başarılı bir sistem değişikliği: Ne kadar demokrasi mümkün?

Savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta önce Münih Güvenlik Konferansı sırasında kentte toplanan yaklaşık 250 bin İranlı bir diğer seçeneğe işaret etti.

Sürgündeki İranlılar, 1979 yılındaki İslam Devrimi ile ülkesini terk etmek zorunda kalan Şah Rıza Pehlevi'nin oğlu Rıza Pehlevi'yi alkışlarla karşıladı. Pehlevi, kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada monarşinin geri dönmesini değil İran'ın demokratikleşmesini istediğini söyledi.

Rıza Pehlevi tartışmalı bir isim. Ancak Pehlevi, Ocak ayındaki rejim karşıtı protestolar sırasında uluslararası düzeyde de dikkati çekti. Bunun belki de bir nedeni İran'daki diğer muhaliflerin ya cezaevinde konmuş ya da susturulmuş olması.

ABD'li Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan (FDD) Mark Dubowitz ve Ben Cohen yazdıkları bir analizde, Pehlevi'nin gerçekten de İran'da yeni bir yönetime geçiş için planlar yaptığını ifade ediyor. Ancak bu planların yeterince güçlü olmadığını belirten Dubowitz ve Cohen, İran'da rejimin yıkılması durumunda yönetimi kimin üstleneceğinin belirsiz olduğunu vurguluyor ve İran'ın nüfus yapısına dikkati çekiyorlar: "İran tek parça bir yapıdan oluşmuyor, Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve diğer etnik gruplardan oluşan bir mozaik."

Savaş sonrasında ülke içinde şiddet artar mı?

1979 yılındaki İslam Devrimi öncesinde ordu muhaliflere ateş açmayacağını duyurarak, Şah'ın çöküşünü hızlandırmıştı. Şah'ın ardından iktidarı ele geçiren yeni dini yönetim ise gücünü güvence altına almak için Devrim Muhafızlarını kurdu.

İran'da ordu ve Devrim Muhafızları günümüzde hâlâ iki ayrı yapı olarak varlıklarını sürdürüyor. Ancak birçok siyasi analist, Devrim Muhafızları'nın daha güçlü olduğuna dikkati çekiyor.

Devrim Muhafızları, kendi birlikleri, hava kuvvetleri, donanması ve istihbarat birim ve ekonomik şirketleri bünyesinde barındırıyor. Avrupa Birliği (AB), Ocak ayında ülkedeki protestoların kanlı bir şekilde bastırılmasında rol oynamaları nedeniyle Devrim Muhafızları'nı terör örgütü olarak sınıflandırdı.

İran'a saldırıların ilk günlerinde Trump, orduya, Devrim Muhafızları'na ve polise silah bırakma çağrısı yaptı. Ancak uzmanlara göre, bu yapılarda şu ana kadar herhangi bir dağılma belirtisi gözlemlenmedi.

Ortadoğu uzmanı Burcu Özçelik, iç siyasette Devrim Muhafızları'nın kurduğu elitist sisteme karşı giderek artan bir direnç oluşabileceğini söylüyor. Bunun "kurumsal çatlaklarla" kendini gösterebileceğini belirten Özçelik, Devrim Muhafızları ile konvansiyonel ordu arasındaki bölünme olabileceğini ifade ediyor. Özçelik, böyle bir durumda da ordunun "İran vatanseverliğinin ve işlevsel bir devletin yenilenmiş yüzü" olarak algılanabileceği görüşünü dile getiriyor.

Ordu ve Devrim Muhafızları'nın farklı siyasi kamplara ayrılabileceği bir senaryo ise yıllarca sürebilecek bir iç savaş riskini doğuruyor.

Bunun yanı sıra İran'daki farklı etnik grupların ve ayrılıkçı oluşumların kendi çıkarları için iktidar boşluğundan yararlanmak istemeleri ihtimali de iç güvenlik için bir risk oluşturabilir. Savaşın başlamasından önce İranlı Kürt gruplar, rejime karşı birlikte bir cephe oluşturduğunu duyurdu. Ancak bu gruplar Pehlevi'nin liderliğini reddediyor. Bu bile, İran'da siyasi olarak yeniden yapılanmanın ne kadar karmaşık olduğuna işaret ediyor.

 

 

Bu haber toplam 909 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 12:30:23