Öcalan Merkezli Siyaset: Çözümün Anahtarı mı, Kürt Siyasetinde Tıkanma mı?

HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş’ın “Öcalan’ın rolü anahtardır” açıklaması, Kürt meselesinde çözüm perspektifinin yeniden lider merkezli bir zemine oturduğunu gösterdi. AİHM’in “umut hakkı” kararının uygulanması hukuki bir zorunluluk olarak tartışılırken, çözümün tek bir figürün özgürlüğüne bağlanması Kürt kamuoyunda yeni soru işaretleri doğuruyor.

11 Şubat 2026 - 14:19
11 Şubat 2026 - 14:19
 0
Öcalan Merkezli Siyaset: Çözümün Anahtarı mı, Kürt Siyasetinde Tıkanma mı?

AİHM’in 2014 tarihli kararları, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının hiçbir koşulda gözden geçirilme imkânı sunmamasını “insanlık dışı muamele yasağı” kapsamında değerlendirmişti. Bu içtihat, teorik olarak sadece Abdullah Öcalan’a değil, benzer statüdeki tüm hükümlülere uygulanabilecek bir hukuki prensip niteliği taşıyor.

Beştaş’ın vurgusu ise bu ilkenin yalnızca mevzuata eklenmesi değil, “özgürlüğün fiilen mümkün hale gelmesi” yönünde. Burada hukuki teknik tartışma ile siyasi beklenti iç içe geçmiş durumda.

AİHM kararlarının uygulanması bir tercih değil, hukuk devleti gereğidir. Bu ilke yalnızca Abdullah Öcalan için değil, ağırlaştırılmış müebbet cezası alan herkes için geçerlidir. Bu noktada hukuki talep meşrudur.

Ancak Beştaş’ın açıklaması hukuki zeminin ötesine geçiyor ve açıkça şu tezi savunuyor:

“Türkiye’nin barışa ve demokratikleşmeye ilerlemesi için Sayın Öcalan’ın rolü anahtardır.”

Burada hukuk ile siyasal strateji iç içe geçiriliyor.

Bu ifade, Kürt siyasi hareketinin çözüm perspektifini net biçimde ortaya koyuyor: Sorunun çözümünde merkezi aktör olarak Öcalan’ın konumlandırılması.

Bu yaklaşımın arka planında 2013–2015 çözüm süreci deneyimi var. Devlet de o dönemde Öcalan’ı muhatap almıştı. Bu nedenle hareket, müzakere ve çözüm zemininin yeniden açılması için Öcalan’ın statüsünün değiştirilmesini stratejik bir eşik olarak görüyor.

Beştaş’ın çağrısı üç unsuru birlikte içeriyor:

  • Öcalan’ın özgürlüğü

  • Siyasi mahpusların serbest bırakılması

  • Silah bırakanların toplumsal ve siyasal yaşama katılımı

Bu paket, aslında bir “geçiş süreci” (transitional framework) önerisi niteliğinde.

Ancak kamuoyundaki tartışma çoğunlukla ilk başlıkta yoğunlaşıyor: Öcalan’ın özgürlüğü.

Burada şu tartışma ortaya çıkıyor: Kürt toplumunun geniş kesimleri kültürel haklar, ekonomik kriz, işsizlik, yerel yönetim yetkileri gibi somut gündemlerle karşı karşıyayken, Siyasal enerjinin önemli bölümünün Öcalan merkezli bir talebe odaklanması Temsil alanında bir daralma algısı yaratıyor mu?

Bu, tamamen reddedilemeyecek bir tartışma başlığı.

Öte yandan hareketin kendi tabanı açısından Öcalan, sadece bir birey değil; ideolojik ve siyasal referans noktası. Bu nedenle mesele sembolik olmaktan öte, örgütsel ve stratejik bir anlam taşıyor.

Kürt genel kamuoyunda en güçlü soru şu: Eğer Kürt meselesi yapısal bir demokrasi sorunuysa, çözüm neden tek bir kişinin özgürlüğüne bağlanıyor?

Kürt meselesi,  Anadil hakkı, yerel yönetim yetkileri, siyasal temsil, ekonomik eşitsizlik, güvenlik politikaları gibi çok katmanlı başlıklardan oluşuyor.

Bu kadar geniş bir meselenin, tek bir liderin statüsüne indirgenmesi siyasal olarak kırılgan bir model sunuyor ve şu kritik soruyu ön plana çıkarıyor:

Kürt meselesinin çözümü, tek bir figürün özgürlüğüne mi bağlanmalı?

Bu noktada hassas bir gerçeği not etmek gerekiyor: Kürt toplumunun tamamı tek ses değil. Son yıllarda özellikle genç ve kentli Kürt seçmen arasında şu eleştiri güçleniyor:

  • Sürekli lider merkezli gündem, gündelik hayat sorunlarını gölgeliyor.

  • Ekonomik kriz, işsizlik ve göç gibi meseleler ikinci plana düşüyor.

  • Siyasal temsil figür merkezli bir sembolizme sıkışıyor.

Daha da çarpıcı olan ise şu algı: Bazı Kürt çevrelerinde, Öcalan’ın mevcut statüsünün devletle belli bir denge ürettiği ve tamamen “oyun dışı” olmadığı yönünde bir kanaat bulunuyor. Bu algı doğru ya da yanlış olabilir. Ancak bu algının varlığı bile lider merkezli stratejinin sorgulanmasına yol açıyor.

Vazgeçilmezlik Söyleminin Riski

“Öcalan çözümün tek anahtarıdır” yaklaşımı iki risk barındırır: Çözümü kişiselleştirir ve kurumsal zemini zayıflatır. Alternatif siyasal liderlik ve fikir üretimini bastırır.

Modern barış süreçlerinde liderler rol oynar; ancak süreç liderin özgürlüğüne indirgenmez. Kurumsal reformlar, anayasal güvence ve toplumsal mutabakat belirleyici olur. Türkiye’de ise tartışma giderek şu noktaya sıkışıyor: Öcalan özgürleşmeden çözüm olmaz. Bu tez, Türkiye genel kamuoyunda geniş destek bulmuyor ve siyasal kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Bir yanda şu gerçek var: Kürt siyasi hareketinin tarihsel hafızasında Öcalan merkezi bir figürdür. Çözüm süreci deneyimi bu rolü güçlendirmiştir.

Diğer yanda ise şu gerçek var: Türkiye’de demokratikleşme, tek bir figürün statüsüne bağlı olmamalıdır. Kürt meselesi kurumsal reform gerektiren yapısal bir sorundur.

Bu iki gerçek arasındaki gerilim çözülmeden sağlıklı bir zemin oluşması zor.

Beştaş’ın açıklamasında “siyasi mahpusların serbest bırakılması” talebi de yer alıyor.

Burada üç farklı bakış açısı var:

  • Devlet perspektifi: Terörle mücadele ve güvenlik önceliği

  • Kürt siyasi hareketi perspektifi: Siyasal faaliyetlerin kriminalize edilmesi

  • Hukuk perspektifi: Adil yargılama ve ifade özgürlüğü standartları

Bu alan, yalnızca bir siyasi irade meselesi değil; aynı zamanda ciddi bir toplumsal mutabakat gerektiriyor.

Stratejik Soru: Çözümün Anahtarı Kim?

Beştaş’ın yaklaşımı, çözümün kilidinin Öcalan’da olduğu tezine dayanıyor.

Ancak Türkiye’nin mevcut siyasal yapısı, toplumsal kutuplaşma ve güvenlik paradigması düşünüldüğünde, çözümün yalnızca tek bir aktöre bağlanması siyasi gerçeklik açısından ne kadar mümkün?

Burada iki farklı yaklaşım ortaya çıkıyor:

  • 🔹 Merkezi aktör modeli: Öcalan çözümün anahtarıdır, statüsü değişmeden süreç ilerlemez.

  • 🔹 Kurumsal reform modeli: Çözüm, lider merkezli değil; hukuk, demokrasi ve yerel yönetim reformları üzerinden ilerlemelidir.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, temsil tartışmasının da temelini oluşturuyor.

Beştaş’ın açıklaması, hukuki bir AİHM kararının uygulanması çağrısından öte; Öcalan’ın özgürlüğünü çözüm sürecinin ön koşulu olarak konumlandıran açık bir siyasal tez ortaya koyuyor. Ancak milyonlarca insanın demokrasi, ekonomik refah ve insanca yaşam beklentileri düşünüldüğünde, çözüm vizyonunun yalnızca bir figürün hukuki statüsüne indirgenmesi eleştiriye açık bir alan yaratıyor. Çözümü lider merkezli bir eşik üzerinden tanımlayan Bektaş'ın aksine Kürt genel kamuoyunun beklentisi, çözümün şeffaf, kurumsal, hukuki ve toplumsal mutabakata dayalı bir çerçevede ilerlemesi.

Asıl soru şudur: Kürt meselesinin çözümü, sembolik liderlik üzerinden mi yoksa kurumsal dönüşüm üzerinden mi ilerleyecek?

Eğer ikinciyse, siyasal enerjinin yalnızca sembolik bir figüre odaklanması, hem Kürt toplumunun çeşitliliğini hem de Türkiye’deki geniş demokratik kesimlerin desteğini zayıflatabilir.

Bu haber toplam 569 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:19:27