ABD İran’ı Yeniden Vurur mu?
Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik maksimalist talepleri, Washington’un yeniden askeri müdahalede bulunma ihtimalini artırıyor. Diplomasi trafiği sürse de sahadaki askeri hareketlilik farklı bir tablo çiziyor.

Washington ile Tahran arasında tırmanan gerilim, son dönemde savaşı önlemeye dönük yoğun bir diplomasi trafiğine sahne oldu. Her iki tarafın temsilcileri ve bölgesel aktörler çeşitli başkentler arasında temaslarını sürdürürken, 6 Şubat’ta Umman’da dolaylı görüşmeler gerçekleştirildi. Başkan Donald Trump görüşmeyi “çok iyi”, İran Cumhurbaşkanı ise “ileri doğru bir adım” olarak nitelendirdi. Yeni temasların yapılması bekleniyor.
Görüşmelerin sürmesi, tarafların çatışmayı kaçınılmaz görmediğine işaret ediyor. Ancak ABD’nin Basra Körfezi’ne deniz unsurları sevk etmesi —Trump’ın ifadesiyle “güzel armadası”— diplomasinin gölgesinde farklı bir mesaj veriyor.
Savaş mı, pazarlık mı?
Bu askeri yığınağın savaşa hazırlık mı yoksa İran’ı taviz vermeye zorlamaya dönük hesaplı bir baskı unsuru mu olduğu belirsiz. Trump döneminde niyetler sıklıkla değişkenlik gösterebiliyor. Aynı hamle hem tehdit hem pazarlık aracı hem de ani bir refleks olabiliyor.
ABD’de İran’a karşı sert müdahaleyi savunan kesim güçlü ve örgütlü. Rejim değişikliği hayali kuran bazı İranlı sürgün gruplar, yeni muhafazakâr çevreler, İsrail yanlısı lobiler ve Senatör Lindsey Graham, Ted Cruz ve Tom Cotton gibi isimler, İran’ı Orta Doğu’da Amerikan-İsrail düzeninin önündeki son engel olarak görüyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump’a doğrudan ve sık erişimi olduğu, 2025 yılında yedi kez Beyaz Saray’ı ziyaret ettiği belirtiliyor. Bu çevreler için diplomasi ancak İran’ın geri adım atmasıyla anlam taşıyor.
ABD kamuoyu yeni bir savaşa sıcak bakmıyor
Buna karşılık, Amerikan kamuoyunda iki partiyi de kapsayan daha geniş ancak dağınık bir kesim yeni bir Orta Doğu savaşına mesafeli. Irak ve Afganistan deneyimleri sonrası seçmenler, yönetimin enerjisini iç sorunlara yöneltmesini istiyor.
Trump’ın Haziran 2025’te İsrail’in İran’la çatışmasına askeri destek vermesi, kendi tabanı içinde de tartışma yaratmıştı. Ancak Trump’ın sınırlı ve “gösterişli” askeri hamlelere ilgi duyduğu gözleniyor. İran’ın nükleer tesislerine yönelik Haziran saldırıları ya da Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ocak ayında kaçırılması gibi operasyonlar, uzun süreli işgal riskine girmeden güç gösterisi yapma imkânı sunuyor.
Ancak İran’ın Venezuela olmadığı ve yalnızca hava saldırılarıyla etkisiz hale getirilemeyeceği vurgulanıyor. Gerçek bir rejim değişikliği senaryosu, Amerikan kara birliklerinin sahaya inmesini ve belirsiz bir geçiş sürecinin sorumluluğunu üstlenmesini gerektirebilir.
Bölge ülkeleri frene basıyor
Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi bölge ülkelerinin, ABD-İran savaşının tüm bölgeyi ateşe atacağı endişesi taşıdığı belirtiliyor. Bu ülkelerin ocak ayında yürüttüğü diplomasi trafiğinin Trump’ın olası bir saldırı kararını ertelemesinde rol oynadığı ifade ediliyor.
Hiçbiri İran’la tam uyum içinde olmasa da, bölgesel bir yangın yerine dengelenmiş bir İran’ı tercih ediyorlar.
Tahran daha sert yanıt sinyali veriyor
İran yönetimi ise son iki buçuk yıldaki gelişmelerden önemli dersler çıkardığını düşünüyor. İsrail ve ABD ile gerilimlerde temkinli davranmanın zayıflık olarak yorumlandığı kanaati Tahran’da güçlenmiş durumda.
ABD’nin yeni bir saldırı gerçekleştirmesi halinde İran’ın daha doğrudan ve sert karşılık verebileceği, Amerikan askeri varlıklarının yanı sıra Körfez’deki enerji ve ekonomik altyapının da hedef alınabileceği belirtiliyor. İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, olası bir saldırının “bölgesel savaşa” yol açabileceği uyarısında bulundu.
İran iç baskı altında
İran ekonomisi ağır yaptırımlar altında zorlanırken, Tahran’da su krizi derinleşiyor, iç huzursuzluk artıyor ve sert güvenlik önlemleri uygulanıyor. İsrail ve muhtemelen ABD’ye ait gizli operasyonların da baskıyı artırdığı iddia ediliyor.
İran’ın zayıflaması bazı aktörler için stratejik avantaj olarak görülse de, 93 milyon nüfuslu bir ülkede yaşanacak olası çöküşün bölgesel kaos, göç dalgaları ve küresel enerji piyasalarında büyük sarsıntı yaratabileceği uyarısı yapılıyor.
Müzakerelerin kaderi ne olacak?
Müzakerelerde en kritik başlık, anlaşmanın kapsamı. Şahin kanat, yalnızca nükleer programın değil, İran’ın balistik füze kapasitesinin ve bölgesel ittifaklarının da masada olmasını istiyor. Ancak bu talepler Tahran için “kırmızı çizgi” olarak görülüyor.
Bu maksimalist yaklaşımın görüşmelerin başarısızlık ihtimalini artırdığı ifade ediliyor. Öte yandan Trump’ın ideolojik değil, daha çok pazarlıkçı bir lider olduğu; askeri işgallerden ziyade “zafer” olarak sunabileceği anlaşmalara öncelik verdiği belirtiliyor.
Önümüzdeki haftalar ve aylar, Washington’daki şahinlerin baskısının mı yoksa yeni bir Orta Doğu bataklığından kaçınmak isteyen Trump’ın temkinli yaklaşımının mı ağır basacağını gösterecek.
Diplomasi hâlâ masada. Ancak yanlış bir hesap, kapıyı tamamen kapatabilir.
Son güncellenme: 13:11:55

































































































































































































