ABD’nin barış hamlesi ve Suudi hesapları: Bölge yeni bir düzene mi giriyor?

Ortadoğu’da yeni denklem: Suudi Arabistan ABD’ye mesafeyi artırıyor

27 Ocak 2026 - 12:27
27 Ocak 2026 - 12:27
 0
ABD’nin barış hamlesi ve Suudi hesapları: Bölge yeni bir düzene mi giriyor?

Ortadoğu’daki güç dengesi hızla değişirken, ABD ile İran arasında olası bir savaş ihtimali zaten kırılgan olan bölgeyi daha da istikrarsızlaştırma riski taşıyor. İsrail’in iki yılı aşkın süredir birden fazla bölgesel aktörle yürüttüğü çatışmalar ve Washington’un dış politika yaklaşımındaki değişim, ittifakları ve tehdit algılarını köklü biçimde yeniden şekillendirdi.

Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu Barış Kurulu, dikkatleri Beyaz Saray’a çevirdi. Diplomatik, güvenlik ve ekonomik araçları eşgüdüm içinde kullanarak büyük çaplı çatışmaları önlemeyi ve Amerikan stratejik çıkarlarını ilerletmeyi amaçlayan bu yeni danışma organının, İran vekillerinin zayıfladığı, bölgesel hizalanmaların kaydığı ve ABD’nin uzun vadeli rolüne dair belirsizliklerin arttığı bir Ortadoğu’da sahadaki gerçekliği değiştirip değiştiremeyeceği sorgulanıyor.

Müttefikler ve rakipler açısından temel soru şu: Bu girişim gerçekten yeni bir yaklaşımı mı temsil ediyor, yoksa bölgesel aktörlerin riskleri yeniden hesapladığı, silahlandığı ve kırmızı çizgilerini gözden geçirdiği bir dönemde Amerikan güç projeksiyonunun yeniden paketlenmiş bir versiyonu mu?

Suudi Arabistan Çok Yönlü Politikaya Geçiyor

Barış Kurulu’nun üyesi olan Suudi Arabistan, bu yeniden yapılanmanın en dikkat çekici aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bir dönem Washington’un Ortadoğu mimarisinin temel taşı olan Riyad, son yıllarda ABD’ye aşırı bağımlılığı azaltmayı ve stratejik özerkliğini genişletmeyi hedefleyen çok yönlü bir dış politika izliyor.

Bu değişim; Rusya ile artan temaslar, İran’la temkinli bir yakınlaşma, uzun yıllar süren rekabetin ardından Türkiye ile ilişkilerin ısınması ve Çin’le gelişen bağlar üzerinden okunuyor. Washington’da bu adımlar, ABD’ye bilinçli bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Genel tablo, Suudi Arabistan’ın ABD liderliğini takip eden bir aktör olmaktan ziyade, bölgesel bir güç simsarı olma hedefini yansıtıyor.

Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacılarından Dr. Yoel Guzansky, The Media Line’a yaptığı değerlendirmede, “Suudi Arabistan politikasında ayarlamalar yapıyor. Bunların bazıları diğerlerinden daha dramatik” dedi.

İran Faktörü ve İsrail Dengesi

Başkan Trump’ın, İran’daki hükümet karşıtı protestolara yönelik sert müdahaleler nedeniyle Tahran’a askeri saldırı tehdidinde bulunması bölgedeki tansiyonu yükseltti. İsrailli yetkililer, böyle bir senaryoda İsrail’in daha geniş bir çatışmanın içine çekilme ihtimalini değerlendiriyor.

Geçtiğimiz cumartesi İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Oramiral Brad Cooper ile bir araya geldi.

Geçen yaz İsrail ile İran arasında yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından İran’ın ciddi biçimde zayıflaması, Riyad’da dikkatle izleniyor. Guzansky’ye göre, “İsrail güçlenmiş görünüyor ve Suudiler bundan hoşnut değil. Ne İsrail’in ne de İran’ın aşırı güçlü olduğu bir denge istiyorlar.”

ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırısının rejimi felce uğratması, İsrail’in bölgesel ağırlığını daha da artırabilir.

Veliaht Prens’in Kişisel Hesapları

Guzansky, Suudi politikasındaki değişimin Veliaht Prens Muhammed bin Selman açısından kişisel bir boyutu da olduğuna dikkat çekiyor. Prensin içeride gücünü pekiştirdikçe daha özgüvenli hareket ettiğini belirten Guzansky, “Suudi Arabistan bölgedeki hak ettiği yeri almadığını düşünüyor. Küçük bir aktör olmak istemiyor, bölgesel düzende hak ettiği konumu talep ediyor” ifadelerini kullandı.

BAE ile Rekabet ve Yemen Gerilimi

Riyad ile Abu Dabi arasındaki artan rekabet de Suudi politikasını şekillendiriyor. BAE, İsrail’le normalleşmeyi derinleştirirken Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan iddialı bir rol üstleniyor. Suudi Arabistan ise ekonomik merkezileşme, enerji gücü ve daha temkinli diplomasiyle liderliği yeniden ele geçirmeyi hedefliyor.

Misgav Ulusal Güvenlik Enstitüsü Direktörü Asher Fredman’a göre, Suudi Arabistan’ın İsrail ve İbrahim Anlaşmaları karşıtı söylemi, BAE ile yaşanan bu rekabetin bir parçası.

Yemen, bu gerilimin en somut hissedildiği alanlardan biri. Geçen ay Suudi liderliğindeki koalisyonun, BAE bağlantılı bir silah sevkiyatına yakın güney Yemen’deki hedefi vurması, iki ülke arasındaki ayrışmanın derinleştiğine işaret etti.

İsrail’le Normalleşme Neden Yavaşladı?

İsrail’le normalleşme ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil. Ancak Riyad, Gazze savaşı ve Filistin meselesini gerekçe göstererek süreci bilinçli biçimde yavaşlatıyor. Suudi yönetimi, kamuoyu baskısını, İslam dünyasında liderlik iddiasını ve çatışma içindeki İsrail’le aşırı yakın görünmenin risklerini hesaba katıyor.

Fredman’a göre, “Normalleşmenin mantığı hâlâ çok güçlü. Ancak Gazze savaşı Suudi kamuoyunu etkiliyor ve Bin Selman şu an ABD’den bu konuda ciddi bir baskı hissetmiyor.”

İsrail tarafında da benzer bir isteksizlik göze çarpıyor. İsrailli yetkililer, güvenlik açısından “varoluşsal riskler” almadan normalleşme istemiyor.

Türkiye Faktörü

Suudi Arabistan’ın Türkiye ile yakınlaşması da bu denklemde önemli bir yer tutuyor. İsrail-Türkiye ilişkileri son yıllarda sert söylemlerle gerilirken, Ankara ile Riyad ortak çıkarlar temelinde pragmatik bir uzlaşıya yönelmiş durumda.

Guzansky’ye göre Filistin meselesi, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı birbirine yaklaştıran temel unsurlardan biri. Ancak Fredman, bu yakınlaşmanın taktik ve kısa vadeli olabileceği, iki ülke arasında derin rekabetlerin sürdüğü görüşünde.

 

Bu haber toplam 1965 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 02:03:49