Merkezi Devletsi Apoculuk
Bölgede Apoculuk adı altında devlet altı/devletsi ‘merkezi yönetim’ olacağını öngörüyorum.. Buna razı olanlar, boyun eğenler, meseleye ayanlar, şansını denemek isteyenler, gönüllüler, iknaya hazır olanlar sürece dahil oluyor, kimi ise dahil ediliyor.
Bölgece bir bildik geçiş dönemindeyiz. Tıpkı 1921 ve 1924 anayasaları gibi.. Tıpkı, 1978 ve 1999 MDD’si gibi.. Sonuçta asıl, hep yürürlükte, esnemez olan 1924 ve 1999’dur.. 1924’ten sonra yaşananın 27 Şubat 2025 ile güncellenmiş devamıdır..
Abdullah Cevdet 1925 sonrasından ne denli huzursuz olduysa; Öcalan da 1984 sonrasından o denli rahatsız olmuştur, 2025 sonrasında olacaklardan da.
Desteklediğimiz ve bir an önce olmasını istediğimiz PKK’nin feshi, silahları terk ve üyelerinin ilkeli akıbetidir elbette ama mesele bu değil. Konu, PKK sonrasıdır yani Bahçeli Alayı’dır (alayları değil). Sivil topluluk anlamında kullandığım alay kelimesini Bahçeli de kullanmaktadır (‘alayı gelsin’ gibi). Elbette yaklaşan sürecin silahla ve fiziksel şiddetle alakası yok; sivil demokratik siyaset zeminlidir, dünyanın gözlemine açıktır, kimlikli, karakterli, özgüvenli, yüzlerce yıllık birikim ve aklın emeğidir, ciddi bir programdır.
PKK sistemi nasıl sadece Öcalan tarafından kurulup koordine edilemeyecek kadar komplike ve sürdürülebilir bir mekanizma ise, PKK sonrası sistem de öyle olabilir..
Konu, bölgede statükonun güvenli, bilinçli ve reaksiyoner kanadı olan MDD görünümlü Apocu merkezi yönetimi inşası ve ikame etmesidir.. Ancak bu kez devletimsi değil de ‘devletsi’ olacağını tahmin ettiğim bir bölgesel merkezileşme.. İmralı ziyareti bu sürecin başlamasını ve meşruiyetini sağlayabilir. (Bu arada, CHP’nin İmralı ziyaretine itirazını yerinde ve önerisini makul buluyorum.)
Geçiş dönemi neye evriliyor!
Bölgede Apoculuk adı altında devlet altı/devletsi ‘merkezi yönetim’ olacağını öngörüyorum.. Buna razı olanlar, boyun eğenler, meseleye ayanlar, şansını denemek isteyenler, gönüllüler, iknaya hazır olanlar sürece dahil oluyor, kimi ise dahil ediliyor.
Perde arkasında modern görünümlü olsa da ‘geleneksel’ ancak kısmi informal hukuk ve iktidar düzenine sahip olacağını düşündüğüm bu biçim, despotik yani demokrasi karşıtı olan ‘önderlik-önderlik halkı’ (olağanüstü tek efendi-vasat altı yığınlar) ilişkisini kurumlaştıracak yani quasi-state ile sürdürecek, kendini üretecek. Öcalan’a ısrarla ‘kurucu önder’ denmesi bu nedenle olabilir; PKK kuruculuğuna değil, PKK sonrasındaki kuruculuğa atıf. (Öcalan’ın geçenlerde söylediği ‘Bir ay dışarıda olsam, Rıha’yı baştan sona düzene sokarım.’ sözü kritiktir.)
Öcalan’ın meşruiyetinin hızlıca hazırlanması, kabul ettirilmesi ve sonrası sürecini, farklı reaksiyonlar da olsa, Bâb-ı Âli baskınını ve sonrasını akılda tutmak ufuk açıcı olabilir.
Farklı bir benzerlik olarak, geçmişte Hamidiye Alayları oluşturma fikrine olası riskli sonuçları yüzünden şüpheyle ve dirençle yaklaşanlar da muhakkak olmuştur; tıpkı, günümüzde Bahçeli’nin konseptine meclis içinde ve dışında farklı değerlendirmelerle şüphe ve dirençle yaklaşanlar olduğu gibi.. Ben bu noktada devlet aklını, kontrolcülüğünü ve ısrarını anlıyorum çünkü ne devlet aklı ve pratiği değişti, ne de o alaylara ekseriyetle akan Kürdlerin aklı değişti.
Günümüzde.. Öcalan’ın etkili olduğu il, ilçe, köy, mezralarda kontrollü yetki, yürütme ve icranın alenen, itirazsız ‘devletsi’ olacağını tahmin ediyorum. 2012’lerde başlayan ‘devletimsi’ KCK döneminden daha kompleks, daha cüretkar, yetkili, totaliter, uzun vadeli yani ‘sonuç’ odaklı. Öcalan’a iradem diyenlerin, Apocuların psikolojik hazırlığı tamamlandı; yapılandırma, şekillendirme ve yürütme yani ‘merkezi, takip ve kayıt altında bir kurumlaşma’ aşamasını izleyecek gibiyiz. Sonunda ‘K’ olan ve güya bölgesel bir parti daha bu sürece icracı olarak eklenmiş olabilir.
Elbette bu tür bir merkezîleşme de denenebilir, begenmeyen itiraz eder ve farklı bir yol, yöntem önerir.
PKK’nin feshini ya da bir başka olumlu süreci desteklerim ama olumsuz gördüğümü de nedenleriyle ve alternatifiyle birlikte ortaya koyarım. Kimden geldiğine bakılmaksızın, bölgeye ve toplumuna zarar verici ya da iyileştirici, geliştirici her yaklaşım ve adım hakkaniyetle değerlendirilmelidir. Ancak domuz bağını, Vedat Aydın’ı, Yasin Börü’yü, İzzettin Yıldırım’ı, Hikmet Fidan’ı, diğer olay ve cinayetleri işleyen yaklaşımları unutmamak gerekiyor.
Türk milliyetçiliğine karşı olmamalı ancak Türkçülüğe itiraz etmek gerekiyor.. Türkçülük ile Türklük ve Türk milliyetçiliğini ayırt edebilmek gerekiyor. Kürde Türkçülük yapan, Kürdü Türkçü yapmaya çalışan, Türkçülüğün hedeflerine gönüllü, fedaisi olmayı dayatan Kürdlere itiraz etmek gerekiyor. Türk ulusalcı sosyalistlere karşı olmamalı, Türkçü (yani Türk üst kimlikçi) ulusalcı sosyalistlere itiraz etmeli.. Kürd milliyetçiliğine itiraz etmemeli ancak Türkçülük benzeri Kürdcülüğe itiraz etmeli.. Bölgede üst kimlik Kürdlük, ideoloji, inanç vd değil, ‘birey’dir..
Selefiliğin imanlısı, solcusu, milliyeti, MDD’cisi, devrimcisi, laiki olmaz.. Selefilik selefiliktir. Bölgemizde örneğin devrimci selefiliği ve inanç selefiliği arasında tercih yapmak ya da sinmek ya da ikisi ya da ikisinden biri yüzünden bölgeyi terk etmek!! Bu iki öğütücü bloğun mümkünlüğünü ve dahasını kiminle tartışabilirsiniz ve bir başka yol açmayı deneyebilirsiniz ki!..
Yaklaşan bu kararlı, olası katı programlı ve sonuç odaklı dönemi karşılamanın, harmanlamanın, etkilemenin ve ilk defa yeni bir karakter oluşturmanın tek bir yolu olduğu fikrimi koruyorum: federe yönetim model önerisini bilimsel metodla kurgulamak ve her alanda, her olanakla duyurmak, önermek.. Sağlıklı bir federe yönetim modeline yönelim olursa ancak ‘Türkiyelilik’ ile özgüvenli, kişilikli, güvenli, sağlıklı, kazanımlı, dengeli bir ilişki kurabilir. Ancak buna ciddiyetle hazır ve nazikçe aktifleşecek bölge orijinli zihinsel ve duygusal hazır bulunuşa sahip bireyler henüz yok.. En azından ben henüz böyle bireylerimizi bulamadım, tanışmadım.
Rasyonel, çağcıl toplumlar kazanır ya da kaybettiğini fark edince durdurur. Sürekli ‘İyi şeyler olmayacak!’ deyip durmak yerine, ‘iyi şeyleri de biz yapalım!’ diyenlerimiz yok..
‘Demokratik bağımsızlık, junderant, demokratik entegrasyon, Kürd olgusu vs’ gibi kavramları kendinden geçerek tartışan, ömrü boyunca kişileri eleştiren, başına gelenleri ve gelecekleri anlamamış görünen Kürdlerin bir başka suyu bir başka havanda dövme ihtirası, vazifesi, gönüllülüğü, fedailiği yüzünden kendi havanını, havanelini, kendi suyunu bile gözü görmüyor, küçümsüyor.. Peşinde koşulan havan yeşil ya da mor değil, suyu zemzem ya da munzur nehri değil, üstelik havaneli kendini tutan eli parçalayıp başka ele geçiyor..
Bölgede hemen herkes Bahçeli konseptine dahil görünüyor. Bunun dışında kalıp da, dışında kalmış görünüp de farklı pratik ve özgün akla sahip olan da pek yok ve bu yüzlerce yılın konusudur! Kısacası, ‘Bahçeli projesi, prosesi, konsepti,’ bölgenin hali, tepkisi, bölge bireylerinin tarihsel karakteri ile coşkun bir uyum içindedir, bu da en doğal haklarıdır.
Sadece komisyona konuşan Kürdler ve yaptıkları konuşmalar değil, komisyona gitme payesini elde edemese de benzer düşünüşü sergileyen Kürdler birer Süleyman Nazif, Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp, Abdullah Öcalan takipçisi, taklitçisi, özentisi değiller; her biri samimi, sahici, inançlı, bağımsız birer Nazif, Öcalan, Cevdet, Gökalp’tir.. Günümüzün sembolü, temsiliyet Öcalan’dadır.
Haysiyet bireyin ömründen de, nesillerin ömründen de uzun sürer..
Bölgesel çerçevede, halen aşağıdaki tartışmaları yapıp tanımların sınırlarını belirleyip, ardından daraltamamış ya da genişletememiş bir toplum hendekleri de izler, son alayın demokratik konfederalizm seferlerini de:
- ‘Kürd aydını kime denir?’
- ‘İttihatçı Kürd kime denir?
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 02:21:36
