Epstein Belgeleri Üzerinden ABD’nin Irak’a Bakışı
Epstein belgeleri, ABD’nin Irak politikasındaki göz ardı edilen uyarıları ve Nuri el-Maliki’nin mezhepçi yönetiminin sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Irak’ın Musul kentinin Haziran 2014’te IŞİD’in eline geçmesi, geriye dönüp bakıldığında ABD’li siyasetçiler için bir sürpriz değildi. O günkü bazı açıklama ve değerlendirmeler, Washington’da yaşananların “istihbarat şoku” olarak görülmediğini açıkça gösterdi.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan ve 2011–2014 yıllarını kapsayan “Epstein belgeleri”, Irak’ın o dönemde ABD’li siyasi ve bürokratik elitlerin tartışmalarında merkezi bir başlık olduğunu ortaya koydu.
Belgeler, ülkedeki güvenlik çöküşünün çok önceden tespit edildiğini ve Musul’un düşüşünden en az iki yıl önce ciddi uyarıların yapıldığını gözler önüne serdi.
2012–2013 yıllarında Aspen Strateji Grubu’nun kapalı toplantı ve seminerlerinde hazırlanan iç yazışmalar, e-postalar ve raporlar, Epstein belgeleri kapsamında kamuoyuna açıldı.
Bu metinler, araştırmacılar, eski Kongre üyeleri, emekli askerler ve Bağdat’ta görev yapmış büyükelçiler dahil çok sayıda ismin değerlendirmelerini içeriyor.
Söz konusu belgelerde eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin adı 100’den fazla dosyada geçti.
Metinlerde Maliki kimi zaman “zor bir müttefik”, kimi zaman ABD işgalinden sonra oluşan siyasi düzende “yapısal bir sorun”, “mezhepçi bir lider” ve özellikle ordu ile polis başta olmak üzere Saddam sonrası devlet kurumlarını zayıflatan “başlıca aktör” olarak tanımlandı.
Kamuoyuna yönelik olmayan, daha çok ABD’li diplomatlar ve uzmanlar arasında paylaşılan bu yazışmalar, Maliki’nin gücü kendi elinde merkezileştirdiğini, devleti otoriter ve mezhepçi bir anlayışla yönettiğini ortaya koydu.
Bu yaklaşımın, Irak’ı 2014’te büyük bir güvenlik ve insani felakete sürükleyen temel nedenlerden biri olduğu vurgulandı.
Epstein’in Irak dosyasına özel ilgisi
3 Ocak 2012 tarihli bir belgede, ABD’li milyarder Henry Gartchi’nin Jeffrey Epstein’a gönderdiği mesajda, ABD’li bir araştırma grubunun hazırladığı Irak raporuna yer verdi.
Gartchi, Epstein’a gönderdiği mesajda, “Irak’la ilgili bu raporların seni ilgilendirdiğini ve seni sürekli bilgilendirmemden memnun olduğunu da biliyorum” ifadelerini kullandı.
Bu ifade, Epstein’ın Irak dosyasına ve ABD’li elit çevrelerin bu konudaki analizlerine özel bir ilgi duyduğunu gösterdi.
IŞİD’in Irak’ı işgalinden bir yıl önce, 2013 tarihli başka bir belge ise eski ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker’ın Irak’ın “yeniden felaketin eşiğinde” olduğu uyarısını içerdi.
Crocker bu değerlendirmeyi, Maliki’ye bağlı güçlerin Havice’de barışçıl bir protestoya saldırması ve aralarında çocukların da bulunduğu onlarca kişinin öldürülmesinin ardından yaptı.
Eski büyükelçiye göre Maliki’nin politikaları, daha önce sakinlik çağrısı yapan aşiret liderlerini bile silahlı direnişe yöneltti.
Maliki: “İç Patlama Faktörü”
Ryan Crocker, “Aspen Strategy Group–2014” başlıklı iki iç belgede, Maliki’nin Sünnilere yönelik intikam siyaseti nedeniyle Irak’ta bir “iç patlama faktörüne” dönüştüğünü yazdı.
Crocker, Maliki’yi hem ideolojisi hem de karakteri nedeniyle “Irak’taki temel sorun” olarak tanımladı.
Maliki’yi, El Kaide’nin geri dönüşünü engelleyen Irak Uyanış Konseyi’ni (Sahva) dağıtmakla, yerel seçimleri ertelemekle, mezhepçi nefret dili kullanmakla ve devlet kurumlarını Tarık el-Haşimi ile Rafi el-İsavi gibi rakiplerini tasfiye etmek için seferber etmekle de suçladı.
Ayrıca İran’ın artan müdahalesi ve Şii milis faaliyetlerinin Sünni toplumdaki radikalleşmeyi derinleştirdiğine dikkat çekti.
Bundan birkaç ay önce, eski diplomat Terje Rod-Larsen’in ofisinden çıkan ve 2013 sonbaharına ait iç brifing notları da Epstein belgeleri arasında yer aldı.
Söz konusu notlarda, Irak’ın 2010’dan bu yana en şiddetli şiddet dalgasıyla karşı karşıya olduğu, Irak El Kaidesi’nin ABD’nin çekilmesi ve Suriye savaşından yararlanarak yeniden güç kazandığı belirtildi.
Kasım 2013 tarihli aynı belgede, örgütün sınır ötesi bir yapıya dönüşerek Batı Irak’tan Kuzey Suriye’ye uzanabileceği konusunda uyarı yer aldı.
Bu tanım, daha sonra “IŞİD” adıyla bilinecek yapının ortaya çıkış biçimiyle neredeyse birebir örtüşüyor.
Belgelere göre Rod-Larsen, Maliki’nin Sünnilere, hatta siyasi sürece bağlı olanlara bile yönelik “gerekçesiz düşmanlığının” Irak’ın istikrarı için büyük tehlike oluşturduğunu ifade etti.
Benzer bir yaklaşımın Erbil’deki Kürtlere karşı da izlendiğini kaydetti.
Musul’un Düşüşü Neden Sürpriz Değildi?
Musul’un düşüşünden yaklaşık beş ay önce, 17 Ocak 2014 tarihli bir iç yazışmada IŞİD, yalnızca saldırı yapan bir örgüt değil, toprakta egemenlik kurmayı hedefleyen ve Irak-Suriye sınırını tanımayan bir örgüt olarak tanımlandı.
Suriye’deki savaş, Irak ordusundaki kurumsal zafiyet, yaygın yolsuzluk ve Maliki’nin mezhepçi yönetimi birlikte değerlendirildiğinde, Musul’un düşüşü Washington’daki siyasi ve elit çevreler için beklenmeyen bir gelişme değildi.
Belgeler, IŞİD’in yükselişinin bir “bilmece” olmadığını, aksine ABD’li karar vericilerin Maliki’yi devletin çöküşündeki başlıca aktörlerden biri olarak gördüğünü açıkça ortaya koydu.
Washington uyarıları görmezden geldi
Tüm bu belgelerden çıkan en kritik soru ise şu: Tarihleri ve kaynaklarıyla kayıt altına alınmış bu uyarılara rağmen, Washington’daki siyasilerin bunları neden görmezden geldikleri veya dikkate almadıklarıdır.
Bu tutum, ancak IŞİD’in Irak topraklarının yüzde 40’ından fazlasını, yani Musul (Ninova), Enbar, Selahaddin, Diyala’nın geniş kesimleri, Kerkük, Bağdat kuşağı ve Kuzey Babil’i ele geçirdiği anda değişti.
Epstein belgelerindeki yazışmalarda, araştırmacıların Obama yönetimini sert biçimde eleştirdiği de görüldü.
Irak’ın Washington’un öncelikler listesinden düştüğü, odağın İran’ın nükleer dosyası ve Suriye savaşına kaydığı, buna karşın Maliki’nin politikalarının yarattığı iç risklerin göz ardı edildiği belirtildi.
Bu bağlamda, 2014 tarihli bir belgede, Irak’taki mezhepçi söylemin artık “güvenlik zaafı değil, bir yönetim politikası” haline geldiği vurgulandı.
Aynı belgelerde, Maliki’nin kitlesel tutuklamaları, Sünni siyasi liderleri hedef alması ve yerel seçimleri ertelemesi ile cihatçı örgütlerin geri dönüşüne zemin hazırlayan toplumsal ortam arasında doğrudan bağ kuruldu.
Musul’un düşüşünden günler sonra, Haziran 2014’te kaleme alınan bir doküman ise yaşananları yalnızca “IŞİD saldırısı değil, IŞİD’in istismar ettiği geniş bir Sünni isyanı” olarak nitelendirildi.
Bu da, Maliki hükümetinin o dönemde geniş toplum kesimleri nezdinde meşruiyetini yitirdiğine işaret etti.
Belgelerin genel izlenimine göre, Musul’un düşüşü en azından ABD’li elitler ve gözlemciler için şaşırtıcı değildi.
Belgelere göre, Sünni Arap aşiretlerinin Maliki yönetimine karşı düzenlediği protestoların radikal gruplar tarafından istismar edilebileceği ve Suriye’deki gelişmelerin bu süreci daha da körükleyeceği yönündeki uyarılar, Musul’un düşüşünden çok önce Washington çevrelerinde dile getirildi.
Washington’daki siyasi ve güvenlik çevrelerinde Maliki, artık “ABD’lilere sırtını dönen sorunlu bir müttefikten” ziyade, Irak devletinin parçalanmasına giden sürecin başlıca mimarlarından biri olarak görüldü.
Belgelerde, Maliki’nin politikalarının ülkeyi tehlikeli bir uçuruma sürüklediği açıkça ifade edildi.
Aynı zamanda, ABD’nin 2011’deki askeri çekilmesinin yarattığı boşluğun en büyük kazananı olarak İran’a sürekli atıf yapıldı.
Epstein dosyalarında ve 2014 tarihli yazışmalarda, Tahran’ın Maliki’yi hem siyasi hem de güvenlik alanında desteklediği, “terörle mücadele” söylemi altında Şii milislerin rolünü güçlendirdiği belirtildi.
Ancak bu stratejinin, mezhepsel fay hatlarını derinleştirerek Sünni toplum içinde radikalleşmeyi hızlandırdığına dikkat çekildi.
ABD’nin çekilmesi
Epstein belgelerinde, ABD’nin 2011’de Irak’tan tamamen çekilmesini “riskleri önceden bilinen” bir siyasi tercih olarak ele alındı.
Ekim 2011 tarihli belgeler, Washington içinde sert bir iç tartışmayı da gözler önüne serdi.
Bir kesim, tam çekilmenin İran’ın dolduracağı bir güç boşluğu yaratacağını ve radikal örgütlerin geri dönüşüne zemin hazırlayacağını savundu.
Diğer kanat ise, askeri varlığın sürdürülmesinin Irak’ın gidişatını değiştirmeyeceğini, çünkü asıl hatanın zaten baştan itibaren savaşın kendisi olduğunu ileri sürdü.
Ayrıca belgeler, Irak’ta görev yapmış diplomat, uzman ve askerlerin tanıklıklarına dayanarak, Obama yönetimi döneminde Irak’ın ABD’nin öncelikler listesinin gerisine düştüğünü ve tekrarlanan uyarıların Bağdat üzerinde gerçek bir siyasi baskıya dönüşmediğini ortaya koydu.
Friedman ve Beinart’ın sert eleştirileri
Terry Rod-Larsen’in ofisi tarafından 25 Haziran 2014’te yayımlanan ve “25 Haziran Güncellemesi” başlıklı belgede, New York Times yazarı Thomas Friedman’ın değerlendirmelerine yer verildi.
Friedman, Irak’ta yaşananların sınırlı bir askeri isyan değil, dışlayıcı devlet modelinin toplulukları bütünleştirmedeki başarısızlığının bir sonucu olduğunu vurguladı. İsmini açıkça zikretmese de bu başarısızlığın merkezinde Nuri el-Maliki’ye işaret etti.
Aynı metinde Friedman, IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin tutulduğu Basra’daki Amerikan gözaltı kampı Bucca’nın zamanla bir radikalleşme ve örgütlenme merkezine dönüştüğüne dair iddiaları destekledi.
Ayrıca 2013’te Taji ve Abu Garib hapishanelerinden kaçan ve daha sonra IŞİD’in üst düzey kadrolarına dönüşen isimlerin kaçış koşullarını sorguladı.
Belgedeki en sert değerlendirme ise The Atlantic’te 23 Haziran 2014’te yayımlanan Peter Beinart imzalı makaleydi.
Beinart, Obama’yı görev süresi boyunca Maliki’nin giderek daha otoriter ve mezhepçi hale gelmesine göz yummakla ve bu tutumuyla Sünnileri isyana sürüklemekle suçladı.
Bu argümanını Beinart, 2009–2010 yılları arasında Bağdat’taki ABD’li yetkililer ve diplomatların yaptığı uyarılara dayandırdı.
Bu uyarılarda, Washington’un Maliki’nin davranışlarına göz yummasının onu siyasi dengeyi bozacak adımlara teşvik ettiği belirtilmişti.
Aynı metinde, Maliki’nin Sahva güçlerini Irak ordusuna entegre etmeyi reddettiği, liderlerini tutukladığı ve 2010 seçimleri öncesinde yüzlerce Sünni adayı siyasetten tasfiye ettiği hatırlatıldı.
Tüm bunlar yaşanırken Washington’un önceliğinin “Irak’tan çıkış yolu bulmak” olduğu vurgulandı.
Daha kritik olan bulgu ise, eski ABD’li yetkililer ve askeri danışmanların ifadelerine dayanan değerlendirmelerde ortaya çıktı.
Bu tanıklıklara göre Washington yönetimi, Nuri el-Maliki’nin 2010 seçimlerini Ayed Allavi kazanmış olmasına rağmen İran’ın desteğiyle hükümet kurarak fiilen anayasayı ihlal ettiğini biliyordu. Buna rağmen bu duruma kamuoyu önünde ciddi bir itirazda bulunmadı.
Belgelerde, Aralık 2011’de Maliki ile dönemin ABD Başkanı Barack Obama arasında yapılan görüşmeye de özel olarak atıf yapıldı.
Yazışmalara göre Maliki, dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi’ye yönelik kovuşturma konusunda Washington’un tepkisini “test etti”.
Toplantıdan “ABD’liler umursamıyor” izlenimiyle ayrıldı ve bunun hemen ardından Sünni liderlere karşı kapsamlı bir baskı kampanyası başlattı.
Öte yandan, Uluslararası Eğitim Enstitüsü (IIE) ile Scholars Rescue Fund (SRF) arasında yürütülen bir dizi iç yazışmada, Jeffrey Epstein’ın yakın çevresinden ABD’li milyarder Henry Gartchi’nin değerlendirmeleri dikkat çekti.
Gartchi, Irak’ı eğitim programları ve elit ağlar üzerinden “kurtarılabilecek” bir ülke gibi ele alan yaklaşımın başarısızlığa uğradığını savundu.
Ona göre mezhepçi yönetim politikaları, güç paylaşımının çöküşü, milislerin kurumsallaşması ve aşırı Sünni örgütlerin yeniden yükselişi, her türlü “yumuşak müdahaleden” çok daha hızlı ilerlemişti. Gartchi bu tabloyu tanımlamak için açıkça “uçurum” ifadesini kullandı.
“Irak Savaşı’nın 10 Yılı Sonra: Net Bakabilmek İçin” başlıklı bir başka makalede ise 2003 işgali öncesinde yapılan resmi açıklamalar “yanıltma” olarak nitelendirildi.
Buna örnek olarak, dönemin CIA Direktörü George Tenet’in Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu yönündeki iddiaları ile Dick Cheney, Donald Rumsfeld ve Condoleezza Rice’ın benzer açıklamaları gösterildi.
ABD’li araştırmacı Arianna Huffington ise, bu tabloyu “kolektif bir yanlış değerlendirme” değil, “hesap vermeyen belirli kişilerin aldığı bilinçli kararların sonucu” olarak tanımladı.
Huffington’a göre savaşın ardından Irak, “İran’ın en yakın müttefiklerinden biri” haline gelmiş, hatta Tahran’ın stratejik nüfuz alanının parçasına dönüşmüştü.
Diğer yandan, ABD Adalet Bakanlığı’nın internet sitesinde “Irak” kelimesi tarandığında farklı zaman ve mekanlara ilişkin ayrıntı, bilgi ve bağlam içeren toplam 1.334 belgeye ulaşıldı.
Bu dosyalar yalnızca süreçleri değil, Irak’ın yakın tarihine damga vurmuş pek çok aktörü de içerdi. Saddam Hüseyin’in adı 200’den fazla belgede geçti.
Bazı dosyalarda Facebook’taki Arapça paylaşımların yanı sıra İsrail’e komşu ülkelerde çekilmiş ve Saddam’a atfedilen Filistin temalı görseller ile alıntılar yer aldı.
Epstein belgelerindeki Irak iç siyasetine dair tartışmalarda Tarık Aziz, Nuri el-Maliki, Ali el-Sistani, İzzat İbrahim Douri, Tarık el-Haşimi, Rafi el-İsavi ve diğer Iraklı siyasi ile dini figürlerin isimleri de sıkça yer aldı.
Genel tabloya bakıldığında, Irak’a ilişkin bu belgeler radikal biçimde yeni sırlar ortaya koymuyor, ancak yerel halkın ve muhalif politikacıların yıllardır dile getirdiği tespitleri doğruluyor.
Daha da önemlisi, belgeler Washington’un 2014’te IŞİD işgalinden önce Irak’taki sorunları doğru teşhis edebildiğini ve Maliki’nin mezhepçi, dışlayıcı ve intikamcı politikalarının nereye varacağını öngördüğünü gösteriyor.
Belgelerden birinde Maliki açıkça “devletin altını oyan ve İran’ın nüfuzunu güçlendiren bir müttefik” olarak tanımlanıyor.
Aynı zamanda Epstein belgeleri, Irak devletinin yapısal olarak kırılgan olduğuna, yönetimin mezhepçi dışlamaya sürüklendiğine, mezhepçiliğin siyasetin yerini aldığına ve bu boşluğu İran’ın doldurduğuna dair yaygın bir ABD kanaatini yansıtıyor.
Ayrıca radikal örgütlerin kök nedenleri ele alınmadıkça, askeri olarak kesin bir yenilgiye uğratılamayacağı vurgulanıyor.
En önemlisi, 2016’dan sonra yayımlananlar da dahil olmak üzere tüm belgeler Irak’ı sürprizlere açık, istikrarsız ve kırılgan bir coğrafya olarak ele alıyor.
Buna rağmen, hiçbir belgede ABD’li aktörlerin Irak’ın işgali konusunda ahlaki ya da tarihsel bir sorumluluğu açıkça kabul ettiği tek bir metin bile bulunmuyor. (Alaraby Al-Jadeed)
Son güncellenme: 18:51:49

































































































































































































