Irak–Suriye Sınırında Hareketlilik: HTŞ Yığınağı ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne Çıkan Stratejik Uyarı
HTŞ-Şam yönetimine bağlı silahlı güçler Irak sınırına yoğun bir sevkiyat yaparken, Irak tarafında ise Haşdi Şabi güçlerinin sınıra konuşlanması iki güç arasında İran'a yönelik olası ABD-İsrail saldırısıyla koordineli bir çatışma ihtimalini gündeme taşıdı.

Suriye tarafında HTŞ-Şam yönetimine bağlı unsurların Irak sınırına doğru sevkiyat yaptığına ilişkin bilgiler, bölgedeki kırılgan dengeleri yeniden gündeme taşıdı. Irak tarafında ise Haşdi Şabi güçlerinin sınır hattında konuşlanması dikkat çekiyor.
Bu gelişmeler, Suriye iç savaşının etkilerinin Irak sahasına taşınabileceği yönünde yorumlara neden olurken, İran destekli milis yapılar ile Suriye merkezli silahlı unsurlar arasında dolaylı bir güç gösterisi ihtimali tartışılıyor.
Ancak askeri hareketlilik kadar önemli bir başka başlık daha var: Bu tablo Kürdistan Bölgesel yönetimi açısından ne anlama geliyor?
Washington’un son yıllardaki bölge politikası incelendiğinde, iki temel öncelik öne çıkıyor:
İran’ın bölgesel nüfuzunun dengelenmesi
Devlet dışı silahlı yapıların kontrol altına alınması
“ABD'nin, İran'ın bölgede ve Irak'taki etkisini dengelemek için Irak’ta farklı bir hükümet modeli istediği bilinen bir gerçek. ABD’nin Irak’taki temel hedefleri, İran’ın milis ağını sınırlandırmak, enerji güvenliğini korumak, İsrail’e tehdit oluşturabilecek bir İran koridorunu zayıflatmak ve Irak’ta devlet kurumlarının çökmesini engellemek olarak ön plana çıkıyor.
Irak’ın İran yanlısı hükümetlerin eline geçmesine izin vermek istemeyen ABD, bu nedenle yeni hükümet kurma senaryolarında ön plana çıkan Nuri El Maliki adını veto etti. Haşdi Şabi ve Şii partiler Maliki’de ısrar ediyor. Çünkü ABD’nin istediği bir kişi başa geçerse büyük bir tasfiyenin başlayacağını biliyorlar.Kürtler de Maliki ismine sıcak bakıyorlar.
Ancak, son zamanlarda çok sıklıkla dile getirilen ABD’nin Irak’ta “Suriye modeli gibi tam merkezî bir yapı” kurmak istediği yorumu biraz iddialı ve sahadaki gerçeklerle uyumlu bir senaryo olarak görülmüyor. Çünkü Irak zaten anayasal olarak federal bir devlet. Federal Kürdistan Bölgesi anayasal statüye sahip. Suriye’deki durum ise bambaşka boyutta: Uluslararası hukukta net bir anayasal statü yok, Şam yönetimiyle çatışmalı bir alan söz konusu ve Türkiye faktörü doğrudan askeri boyutta.
Bu nedenle birebir aynı travmanın yaşanması düşük ihtimal olmakla birlikte; siyasi ve mali daralmanın yaşanabilme ihtimali göz ardı edilmemeli.
Her ne kadar ABD Irak’ta istikrarlı ve merkezi kurumları güçlü bir yapı arzulasa da, ABD’nin Kürtleri “sadece kültürel haklara indirgemek istediği” tezinin açık ve net bir politika beyanına dayandığını söylemek zor. Ancak burada dikkat çeken bir başka husus var: ABD, kriz üreten ve kendi içinde bütünlük sağlayamayan müttefiklerden uzaklaşma eğiliminde.
Bu noktada Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) iç siyasi bölünmüşlüğü — özellikle KDP–YNK arasındaki yapısal rekabet — Washington açısından stratejik bir risk olarak görülebilir.
Bu, ABD’nin Kürt federal statüsünü tasfiye etmek istediği anlamına gelmez. Ancak şu anlamı taşıyabilir: Parçalı ve koordinasyonsuz bir Kürt yapısı, Washington için maliyetli bir dosyaya dönüşebilir.
HTŞ–Haşdi Şabi geriliminin tırmanması halinde Irak sahasında üç temel denge öne çıkacaktır: Bağdat–Tahran hattı - ABD’nin dengeleme kapasitesi - KBY’nin pozisyonu
Eğer Irak merkezi hükümeti İran eksenine daha fazla yaklaşırsa, Kürtler Bağdat karşısında daha kırılgan hale gelebilir. Eğer ABD, Irak’ta daha merkezî ve sıkı denetimli bir yapı inşa etmeye yönelirse, bu da federal alanın fiilen daralması riskini doğurabilir.
Bu noktada asıl belirleyici faktör dış aktörler değil, Kürt siyasetinin kendi iç organizasyonu olacaktır.
İç Birlik Olmadan Pazarlık Gücü ZayıflarKürdistan Bölgesel Yönetimi halen, tam birleşmiş bir güvenlik komuta yapısına sahip olmamasının yanısıra, mali gelir paylaşımı krizlerini çözebilmiş ve Bağdat ile sürdürülebilir bir bütçe düzeni kurabilmiş değil.
Bu tablo devam ederse, olası bir bölgesel kriz ortamında Kürtlerin müzakere gücü ciddi şekilde zayıflayabilir.
ABD açısından bakıldığında, birleşik ve kurumsal bir Kürt yapısı Irak'ta denge unsuru olarak değerlendirilmekteyken, parçalı ve kriz üreten bir yapı ise yönetilmesi zor dosya olarak değerlendirilebilir.
HTŞ’nin sınır hattındaki yığınağı, Haşdi Şabi’nin karşı hamlesi ve İran–ABD rekabeti; Kürt yönetimi için doğrudan askeri tehditten ziyadestratejik pozisyon kaybı riski barındırıyor.
Bu noktada Kürtler için en kritik nokta Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde halen birlik oluşmaması ve Bağdat ve dış güçlere karşı ortak politikalarla hareket edilmemesinin getirdiği riskler ön plana çıkıyor: Bu risklerin temelinde KDP–YNK bölünmüşlüğü, Erbil–Bağdat bütçe krizleri, Peşmerge’nin tam birleşmemiş yapısı ve İran ve Türkiye ile dengeli ilişki zorunluluğu bulunmakta.
Ama şunu da unutmamak gerekir: Kürdistan Bölgesel Yönetimi anayasal statüye sahip, Irak içinde çok ciddi bir Kürt demografik ağırlık var ve Kürtler Irak siyasetinde kilit aktör konumunda (Cumhurbaşkanlığı geleneği gibi).
Yani Saddam sonrası kazanımların “tamamen silinmesi” kolay bir süreç değil, hatta imkansız denebilecek bir düzeyde. Kürtler büyük zorluklarla elde ettikleri kazanımları koruyabilecek tarihi ve sosyolojik bir yapıya sahipler, ancak fiili yetki daralması mümkün ve bunu engellemenin yolu da Kürtlerin parçalı yapıyı terkederek birlikte hareket etme zorunluluğunu tesis etmelerinden geçmektedir.
Eğer Irak’ta Şii blok zayıflar ve Sünni–ılımlı Şii destekli bir hükümet kurulursa, Kürtler için iki ihtimal ön plana çıkar: Bu senaryolardan biri Kürtlere büyük bir fırsat sunar. Yeni hükümet, İran etkisini kırmak için Kürtlerle daha pragmatik ilişki kurar. Ancak diğer senaryoda yeni hükümet, , “devleti güçlendirme” adı altında federal alanı daraltmaya çalışabilir bu da ciddi sorunları beraberinde getirir ve Irak'ta mevcut gerilimi bir üst seviyeye taşır.
Yukarıda değindiğimiz gibi her ne kadar ABD genellikle güçlü ama kontrol edilebilir bir merkezi yapı istese de, Kürtlerin tamamen tasfiye edilmesi veya kazanımlarını kaybetmesi, Ortadoğu'daki en büyük üssünü Hewler'de kuran ABD’nin çıkarına olmaz. Çünkü Kürtler Irak’ta Washington için denge unsurudur.
Bu şartlarda cevaplanması gereken en kritik soruEğer Irak yeni bir güç dengesi sürecine girerse, "Kürtler ortak bir stratejik vizyonla mı hareket edecek?" yoksa "iç rekabet, dış aktörlerin alan daraltmasına mı zemin hazırlayacak?"
Bugünkü tablo, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne açık bir uyarı niteliği taşıyor:
Bölgesel fırtına ihtimali kadar, iç koordinasyonsuzluk da varoluşsal risk üretir.
Son güncellenme: 15:42:30


































































































































































































