Irak’ta yabancı milis krizi büyüyor
İran yanlısı yabancı milis grupların Irak’a giriş yaptığına dair iddialar, Bağdat’ın egemenlik kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Olası bir Maliki hükümeti ise Washington–Tahran dengesi açısından yeni riskler barındırıyor.

Irak, bir yandan İran’a yakın milislerin devlet yapısına entegrasyonu konusunda ABD baskısıyla karşı karşıyayken, diğer yandan Suriye’den gelen yabancı savaşçı iddialarıyla yeni bir egemenlik sınavı veriyor. Bölgesel dengelerin değiştiği bir dönemde, Bağdat’ın hem Washington hem de Tahran’la ilişkileri daha kırılgan hale gelmiş durumda.
Eski Başbakan Nuri Maliki’nin Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından yeniden başbakanlığa aday gösterilmesi, Irak’ta İran etkisinin yeniden güçlenebileceği yorumlarına yol açtı. Maliki’nin 2014’te IŞİD yükselişi sırasında görevden ayrılması, ülkedeki mezhepçi politikalar ve güvenlik zafiyetleriyle ilişkilendirilmişti.
Mevcut Başbakan Sudani, görev süresince Washington ile Tahran arasında denge siyaseti izlemeye çalıştı. Ancak İran’a yakın çevrelerin Sudani’yi artık yeterince güvenilir görmediği belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise İran etkisindeki bir hükümetin Irak’ın ulusal çıkarlarını önceleyemeyeceği uyarısında bulundu.
Maliki, 2025’te parlamentoya sunulan ve İran yanlısı Haşdi Şabi bağımsız bir askeri yapı olarak konumunu güçlendirecek yasa tasarısına destek vermiş, tasarı ABD baskısıyla geri çekilmişti.
Yabancı milis iddiaları
Suriye’de Beşar Esad yönetiminin çöküşünün ardından, İran destekli Fatimiyun Tugayı ve Zeynebiyun Tufayı gibi Afgan ve Pakistanlı Şii milis gruplarının Irak’a geçtiği öne sürüldü. Bu grupların özellikle Enbar, Ninova, Diyala, Kerkük ve Selahaddin vilayetlerindeki bazı üslere yerleştiği iddia ediliyor.
Söz konusu milislerin, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) bağlantılı olduğu ve geçmişte Suriye’de faaliyet gösterdikleri biliniyor. ABD Hazine Bakanlığı, her iki grubu da 2019’da yaptırım listesine almıştı.
Irak hükümeti bu iddiaları resmen reddetse de bazı milletvekilleri yabancı unsurların varlığından duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Maliki’ye yakın isimlerden Abdülrahman el-Cezairi, bu varlığı “tehlikeli ve stratejik bir hata” olarak nitelendirdi.
ABD baskısı ve ekonomik riskler
Irak ekonomisi büyük ölçüde ABD finans sistemine bağlı. Ülkenin petrol gelirleri, 2003’ten bu yana Federal Reserve Bank of New York nezdinde tutulan hesaplar üzerinden yürütülüyor. Washington yönetimi, İran yanlısı grupların hükümette yer alması halinde dolar akışını ve mali desteği kısıtlayabileceği sinyalini verdi.
Ayrıca Irak’ın, İran için yaptırımları aşmada önemli bir ekonomik kanal olduğu belirtiliyor. 2024 tarihli bir Reuters haberine göre, Irak merkezli petrol kaçakçılığı ağlarının İran ve müttefiklerine yılda en az 1 milyar dolar sağladığı öne sürüldü.
İç dengeler de hassas
Yabancı milislerin varlığı, çoğunluğu Sünni olan bölgelerde mezhepsel gerilimi yeniden alevlendirme riski taşıyor. Bunun yanı sıra Şii toplum içinde de ayrışmalar söz konusu. 2019’daki Tişrin protestoları, İran destekli milis ve siyasi yapıya karşı ciddi bir toplumsal tepki ortaya koymuştu.
Şii lider Mukteda al-Sadr ise milislerin dağıtılması çağrısını yineleyerek İran etkisine karşı mesafeli bir çizgi izliyor.
Uzmanlara göre Irak’ın önündeki temel sorun, ulusal egemenlik ile dış baskılar arasında sürdürülebilir bir denge kuramaması. Yeni hükümetin bu dengeyi sağlayamaması halinde ülke hem ekonomik yaptırımlar hem de iç siyasi parçalanma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Son güncellenme: 11:46:49
































































































































































































