Mustafa Yelkenli- Üç Bilinenli Denklem: Suriye, AKP/MHP ve DEM
Rojava’da gelinen son duruma bakarak hüzünlenmemek mümkün değil. Bir de Kemalist ulusalcı Kürt düşmanı kesimlerin SZC gibi TV kanallarında zil çalıp oynadıklarını görünce hüzün ikiye katlanıyor. Günün sonunda oturup duygudan arındırılmış bir şekilde durum değerlendirilmesini yapmak kaçınılmaz. Elbette bu Kürt mücadelesini derinden etkileyecek ama Kürtler bundan daha beter badireleri atlatmış bir millet. Karamsarlığa tutsak düşmüş olsalardı tarih sahnesinden çoktan silinmiş olurdu. Direniş ve umut Kürtlerin ulusal karakteri haline geldiğini yaşanan tüm olumsuz örneklere bakarken görmek mümkün.
Suriye iç savaşı sürecinde IŞID Suriye’nin yarısından fazlasını ele geçirdiğinde en büyük direnişi Suriye Kürtleri gösterdi. Türkiye’nin düşmana lojistik ve askeri yardımlarına rağmen Kobani direnişi destan yarattı. Bu dönemde ABD devreye girerek Kürtlere askeri anlamda yardımcı oldu. Kürtlerin görevi olmadığı halde geniş bir coğrafyayı düşmandan temizledi. İşte tam da bu noktada Kürtler farklı bir değerlendirmede bulunarak ABD’yi müttefik olarak görme yanılgısına düştüler. Oysa aynı ABD Başkan Barzani’nin referandumuna karşı çıkarken Kürtler yine aynı yanılgıyı yaşamıştı. ABD’nin şimdilik bağımsızlığa karşı olduğu söylenildi. Oysa ABD Kürtlere bağımsızlık konusunda güvence vermiş değildi. Suriye’de de siz bizim müttefikimizsiniz demediği gibi. Esat rejimi çöktükten sonra ABD derin aklı selefi ve İŞID’ın kılık değiştirmiş versiyonu olan HTŞ ile müttefik olmayı çıkarları gereği kabul etti. Sadece ABD değil Avrupa ülkeleri de bu konuda ABD’den geri kalmadı. Sosyal medyada görülen videolarda Trump’ın Suriye özel temsilcisi Tom Barack’ın Mazlum Abdi’ye Irak Şii paramiliter örgütü Haşdi Şahbi’ye karşı savaşmayı önerdiğini Abdi’nin de bu öneriyi ret etmesiyle Kürtlerin yalnız bırakıldığı söyleniliyor. Eğer bu iddialar doğruysa Mazlum Abdi’nin tepkisi takdire şayan. Kürtleri ABD’nin paralı askeri olarak görmek ise ABD’nin hadsizliği.
Dün ABD’nin desteği ve kararlılığıyla IŞID bu topraklarda yenilgiye uğratılmasına rağmen bugün ABD eliyle Suriye’de isim değişmiş IŞID’in iktidar edilmesi bir paradoks olarak görülse de öyle anlaşılıyor ki Irak’ta Şii paramiliter güçlere karşı karada savaşacak bir orduya ihtiyaç duyuluyor. Kürtler bu teklifi kabul etmemesi üzerine ibre HTŞ’ye yöneldi. HTŞ daha sonra Iran’da ABD’nin kara gücü olacak. Suriye’de gündemi belirleyen şimdilik bu olgu tartışıla dursun Türkiye’nin bu denklemde nasıl bir yer edineceği de tartışılmaya devam ediliyor.
Bugün Türkiye ile söylenecek olan Orta Çağ kafasıyla Orta Doğu’da hegemonik bir düzen kurma hayalinde koşan AKP-MHP iktidarının tilkinin kendini kümeste bulma rüyasından daha öte bir şey. Osmanlının sömürgeci devlet yapısını bu kez Orta Doğu coğrafyasında sürdürmek isteyenlerin fantazisi önce Mısır’da Sisi duvarına çarpıp parçalandı. Sonra Kobani de Kürt direnişiyle tuzla buz oldu. Suriye de on yıl süren iç savaşta Beşar Esat kaçıp gidince bu gerici umut yeşerir gibi görünüyor. Ama YPG’nin ABD ile iş birliği ve askeri gücü açığa vurulan niyetlerin önünde engel gibi duruyordu. Öcalan ile yapılan iş birliği ile YPG engelinin giderileceğini hesaplayan Ankara hiç ummadıkları bir olanağa kavuştular. ABD ve İsrail IŞID artığı Colani’ye açık çek verince AKP-MHP iktidarı beklemedikleri bir fırsata kavuştular. Suriye’deki Kürtlerin statü edinmesi Ankara iktidarının büyük fantazisinin önünde en büyük engeldi. Bu nedenle Kürtlerin devre dışına bırakılmasıyla AKP-MHP iktidarı bölgede hegemonik güç olmanın önündeki bir engeli aşmış görünüyorlar. Ama sadece Suriye’de cihatçı ve selefi bir devlet yapılanması yetmez gibi görünüyor. Şimdilik bu cihatçı devlete kardeş bir devlet daha yaratmak gerekiyor ki, sonraki hamlelere güç oluşturabilsinler. Bunun için ellerinde kalan tek ülke Türkiye görünüyor. Her ne kadar son günlerde İŞID hücrelerine yönelik polis baskınları olsa da bunların ABD ve İsrail’i kuşkulandırmamak ve İŞID ile mücadele ediliyor algısına yönelik. Suriye’de Colani iktidarını pekiştirdikten sonra Suriye ve Irak sınır boylarındaki illerde uyuyan IŞID hücrelerinin faaliyete geçmeleri için sadece küçük bir işaret yetecek. Adım adım Suriye’nin yanında Türkiye İslam Cumhuriyeti devletini gerçekleştirmek için gereken alt yapı hızla oluşturulacaktır. Elbette bu uğursuz planın işlemesi için ABD ve İsrail’in tepkisi de iyice hesaplanacak ama bu yeni oluşumlar ABD’nin çıkarına ve İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturmayacağı kanısı oluşturması için de güvence verilecektir. Bu güvencenin süreklilik kazanması Suriye-Türkiye ittifakının kendini güçlü hissedeceği gelecek bir dönemde son bulması da mukadder gibi görünüyor. Yahudi düşmanlığı ve ABD’ye duyulan güvensizlik her iki toplumda yüksek oranda olması nedeniyle bir işaretle öncelikle İsrail’in hedefe konulması kaçınılmaz olacaktır.
Sahada görülen gelişmelerin gelecekte olası yansımasının az çok böyle olabileceğini söylemek elbette çok gerçekçi bir değerlendirme olmaz. Ama AKP’nin yeni Osmanlıcılık hayaliyle Müslüman Kardeşlere verdiği desteği önce Mısır’da Mursi’ye ve daha sonra Hamas hamiliğinde somut bir gerçeklik haline geldiğini de görmemiz gerek. AKP’nin özellikle Erdoğan’ın böylesi bir rüyası olduğunu söylemlerinde ve pratiğinden biliyoruz. Yeni Osmanlıcılığın Orta Doğu coğrafyasında yeniden vücut bulmasını, hele hele bunun Türkiye’nin liderliğinde gerçekleşebileceğini sanmak Arap gerçekliğiyle ne kadar örtüşeceği de oldukça kuşkulu. Kısaca önümüzdeki günlerde Kürtleri ezerek Erdoğanizmin gerçekleştirebilme hayalinin büyük kaoslara neden olacağını söylemek çok da iddialı bir saptama olmaz. Özellikle bu hayalin önünde duran Kürtlerin mümkün oldukça etkisizleştirilmesi Erdoğanizmin önceliği olacaktır.
Kürtler için pek de hayırlı olmayacağı görülen bu yeni durum ve koşullara karşı Türkiye Kürtlerinin tavrının ne olacağı da elbette çok önemli. Nerina Azad’ın aktardığına göre The Times gazetesinin diplomatik editörü Roger Boyes, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump’ı ikna edip Kürtleri devre dışı bıraktırarak bir bakıma ipleri eline aldığını yazar. Boyes’in yazısının satır aralarında hissedilen Erdoğan’ın Kürt nefreti önce Kürtleri sindirmek/etkisizleştirmek ve sonra da en küçük bir statü elde edilmesini engellemek olduğu görülüyor. AKP bu amacı için MHP’yi yanına aldı. Ama süreç içinde Kürt düşmanlığıyla birbiriyle yarışan İYİ Parti ile Zafer Partisi’ni de yanına alması çok mümkün. Öcalan’ın talimatlarının dışına çıkamayan DEM yetkilileri ise Kürtlerin mezar kazıyıcılarına hala umut bağlayarak sözde Kürt açılımını her seferinde desteklediğini açıklıyor. Hele ki Suriye’de HTŞ ve Ankara’nın birlikte yok edilmesi hedeflenen Kürtler varken AKP-MHP iktidarının Türkiye Kürtlerine sempatiyle yaklaşacağını beklemek gerçekçi bir yaklaşım olamaz. Türkiye’de Kürt sorununun bırakalım çözümünü, ufukta en küçük bir demokratik hamle de yok. Buna rağmen DEM’in AKP ve MHP’den umutlu ve büyük bir beklenti içinde olması tabanda karşılık bulmuyor. DEM’in bugün konumlandığı pozisyon tabanıyla örtüşmüyor. Kürtlerin önceliği Kobani olurken DEM çoktan rafa kaldırılmış çözüm sürecine odaklanmış durumda. Suriye’de amaçladıkları sonucu elde eden AKP ve MHP iktidarı Türkiye Kürtlerini düşünmek için çok da aceleci olmayacaklar. Kürtçenin seçmeli ders olması, Öcalan’ın umut hakkı, kayyum meselesi gibi kıytırık ödünler ise yeni anayasaya ve seçimlerde Kürtlerin vereceği desteğe bağlı. Kısaca yoksa yok…
Bütün Kürtler durdukları yerleri yeniden yeniden düşünmek ve buna uygun pozisyon almak zorunda iken, DEM bulunduğu yerin ne olduğunu güvendiği dağlara karlar yağdıktan sonra mı anlayacak hep beraber göreceğiz. Ama unutulmasın ki tarih yazıcıları gelecek kuşaklara bu günleri yazarken AKP ve MHP ile aynı safta olanların hayal kırıklıklarını da yazacaktır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:57:19