Mustafa Yelkenli: Yeni Koşullarda Kürtler…

''Kürtlerin Suriye’de statü elde etmemesi için her türlü gerici güçlere destek veren Kemalistlerin de varlığı büyük tehlike içinde. Bu yeni konjonktürde Kemalistlerin ve Kürtlerin yan yana cihatçı selefilere karşı bir mücadeleye girişme olasılığı tarihin hazin bir ironisi olsa gerek. ''

21 Ocak 2026 - 09:52
21 Ocak 2026 - 09:52
 0
Mustafa Yelkenli: Yeni Koşullarda Kürtler…

Suriye’de azgın selefilerin Kürtlere Halep’te saldırmaları bir uyarının ötesinde gelecekte olası gelişmelerin ip uçlarını da verdiğinden kimsenin kuşkusu yoktu. Tam da Ankara’nın terörsüz Türkiye diye kodladığı, Kürt siyasetçilerin ise onurlu barış diye adlandırdıkları yeni oluşumun gölgesindeki bu gelişmeler olayları nesnel açıdan izleyenleri şaşırtmadı ama nedense Kürt siyasetçilerini şaşkınlığa düşürmüştü. Neyin şaşkınlığı deyip geçiştiremeyecek kadar önemli gelişmelere gebe gibi görünüyordu o günler.

Her şey bayram değil seyran değil yeminli Kürt düşmanı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Kürt vekillerini öpmesiyle başladı. Vekillerin hiç ummadıkları ve beklemedikleri bu sahte sevgi gösterisi hepsini sevindirdik yapmıştı. Olmadık yorumlar yazıldı. Ama en çok dillendirilen yorum ise “Ortadoğu yeniden şekillendiriliyor ve Kürtler bu yeni oluşumun tam ortasında. Herkes Kürtleri yanına çekmeye çalışıyor; özellikle ABD ve İsrail. Türkiye bundan rahatsız ve Kürtleri ABD ile İsrail’e kaptırmamak için sözde kardeşliği pekiştirmek için bu hamleyi yaptı. Karşılığında da PKK silah bıraksın kendini dağıtsın, süreç sonlandığında da Kürtlerin haklarını konuşuruz” sözleri verildi. Bir muhatap bulmanın verdiği sanal özgüvenle Öcalan o kadar mutlu oldu ki kültürel haklardan bile vaz geçtiğini açıklayıverdi. Eh bir halkın en alt talebi olan kültürel haklardan da vazgeçiliyorsa artık başka ne istenebilir ki. Öcalan’ın sanal bir gerçeklikte yaşadığı bu duygu yoğuşmasına rağmen devlet reel ve somut bir kazanım elde etmenin rahatlığıyla bunu hemen yazdı kara kaplı defterine. Hele siz dediğimizi yapın sonra elbette bir şeyler düşünürüz diyerek sırada Rojava olduğunu da belirtmekten çekinmedi. Bir bakıma dişlerini gösterdi.  Dışişleri Bahan Hakan Fidan’ın Rojava’yı tehdit etmesi, Devlet Bahçeli’nin SDG ile iş birliği yapan Arap aşiretlerini SDG’ye isyan etmelerini ve bir sömürge valisi gibi sekiz maddelik Kürtleri yok etme planını açıklayıverdi. Ama nedense Kürt siyasetçiler kimsenin anlam veremediği bu gelişmelerden pek rahatsız görünmüyordular. Birkaç cılız tepkilerle ‘Türkiye’de açılım Suriye’de baskı olmaz ki’ anlamındaki açıklamalarla bunlar geçiştirildi. Ana dil eğitimi, Kürt siyasetçilerin serbest bırakılacağı, kayyumların geri gönderileceğini, yerelden yönetimin gerçekleşeceğini, demokratik yasaların hayata geçirileceğini velhasıl her şeyin çok güzel olacağı yanılsaması Kürt halkı üzerinde değil de DEM’lilerde yankı buldu.

Fakat, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere hiçbir Kürt siyasetçisi sözde bu bahar havasında serbest bırakılmadığı gibi Selahattin Demirtaş hakkında Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle bir dava daha açıldı. Mardin belediye başkanı Ahmet Türk beraat ettiği halde görevine iade edilmedi.

AKP-MHP iktidarının tehditkar dili sonunda Suriye’de yankı bularak cihatçı, çapulcu  ordu ABD ve İsrail’in görmezden gelmesi ve Türkiye’nin cesaretlendirmesiyle Halep’de Kürt mahallelerine saldırdılar.

ABD’nin de tutumu bu olayda görüldüğü gibi umulandan daha farklı oldu. ABD’nin Kürtleri müteffik olarak değil de bir süre daha yol yürünecek bir partner olarak gördüğü anlaşıldı. Böylesi bir anlayışın kendi içinden sorunlu olduğu gibi güven konusunda da tatmin edecek bir karşılığı yok ne yazık ki. ABD’nin müttefikliğinden kuşkusu olmayan SDG de sahadaki gelişmelerden dolayı hayal kırıklığı yaşadı. Ve tabi her türlü ödünü veren ve hiçbir konuda taleplerinin olmadığını açıklayan Öcalan da AKP-MHP iktidarının Rojava’yı tehdit etmesinde sonra hangi demokratik mücadele diye bir soruyla elbette karşı karşıya kalacak. ABD ise geldiğimiz bu yeni aşamada kendisine en uygun partneri seçerken Kürtlerle de yolunu ayırıverdi. Şimdilik Batı ülkelerinden her türlü desteği alan ve ABD’nin yol arkadaşı olarak görülen Colani’nin Iran’daki iktidar değişikliğinden sonra Batı dünyasında bir karşılığının kalıp kalmayacağı zamanla görülecektir. Ancak bu aşamada Kürtlerle yol yürünmeyeceği anlaşılmış durumda. Böylesi bir olasılığı hesaplayan Türkiye’nin ise boşa düşen Öcalan’la birliktelik görüntüsü de bir illüzyona dönüşecek. Tıpkı ABD gibi Türkiye de elde etmeyi umduğu sonuca varınca Öcalan’la olan yol arkadaşlığını bitirecek geriye tahkim edilmiş Kemalizm pratiğinin bir yüz yıl daha sürdürecek olanağını elde edecektir.

Ancak sahadaki gelişmeler Türkiye’nin beklentilerine uygun düşecek mi sorusu da yanıtını beklemekte. Çünkü cihatçı örgütlerin kendilerine yer buldukları Suriye’deki Aleviler, Dürziler ve diğer dini azınlıklarla doku uyuşmazlıkları toplumsal bağlamda kendini hissettirmesi zamanla ciddi sorunlara yol açacağı kaçınılmaz olacaktır. Batılı ülkelerin daha demokrat bir yönetim oluşturarak tüm bu sorunları ortadan kaldıracak olmasına rağmen IŞID artığı HTŞ ile iş birliği yapmaları ciddi bir analize muhtaç durumda. HTŞ’nin amaçladığı İslam Cumhuriyeti Suriye’de birlik ve beraberliği sağlayamayacağı gibi demokratik bir idari yapının kurulmasını da zora sokacağı çok açık. Katliamcı sürünün bugüne kadar ciddi anlamda soruşturulmaması da Colani yönetimine ciddi anlamda güvensizliği pekiştirdi. Dolayısıyla yazılacak olan Anayasa süreci de çok sancılı geçeceğe benziyor. Somut gerçeklik bu kadar açık iken bu cihatçı ekibin Batılı ülkelerin dur demesiyle durmayacaktır. Üstelik İslamcı Suriye devletinin özellikle Türkiye’den başlayarak etkinlik alanını genişleteceği de hesaba katılmalı. Kürt direnişi ortadan kaldırıldıktan sonra Suriye’deki cihatçı anlayışın yakın gelecekte Suriye ve Irak sınırı boyunca tüm illerde hareketlenmeleri görülecektir. Irak’ın zayıf noktalarına saldırmaları yaşanabilir. AKP-MHP iktidarı ise Kürtlerin yok edilmesi karşılığında IŞID’ın bu yeni versiyonuna desteği de azalmadan sürecektir. AKP ve MHP iktidarı adım adım şeriat devletine gitmek için gereken yol temizliğine Suriye’deki cihadçı iktidarı arkalarına alarak seküler anlayışa karşı yönelmeleri kendi iktidarlarının bekası için gerekli göreceklerdir.

Gelinen bu noktada görülen şaşırtıcı olgu ise ABD ve Israil’in Suriye’de cihatçı bir İslam devleti kurulmasından bir sakınca görmemeleri. Suriye’deki İslam devleti Batının sandığı gibi kendi güdümlerinde olmayacağı da çok açık. Suriye’de güçlenip Türkiye ve Irak’ta etki alanını genişleten Selefi hareketin daha güçlü bir şekilde cihadçı eylemlere girişmeyeceğinin garantisi yok. Buna rağmen yazılacak olan anayasal hükümlerden söz edilebilir. Her ne kadar yeni anayasada azınlıkların haklarının garanti edileceği bir retorik olsa da anayasanın uygulanmadığı yaşanan deneyimlerle sabit olduğunu biliyoruz. Cihatçı diktatörtal bir yönetimin anayasaya bağlı kalacağı fantaziden öteye gitmeyecektir.

Yüzyıl boyunca Kürtleri yok etmek için çabalayan Kemalistlerin Kürtleri yok etmek için bugün iş birliği yaptıkları dinci kesimlerin hedefi olmaları da muhtemel. Kürtlerin Suriye’de statü elde etmemesi için her türlü gerici güçlere destek veren Kemalistlerin de varlığı büyük tehlike içinde. Bu yeni konjonktürde Kemalistlerin ve Kürtlerin yan yana cihatçı selefilere karşı bir mücadeleye girişme olasılığı tarihin hazin bir ironisi olsa gerek.

Türkiye’nin her türlü desteğiyle askeri anlamda öz güven kazanan Suriye’deki yeni oluşum AKP-MHP iktidarı sayesinde öncelikle sınır illerinde güçlendikten sonra batı illerine yönelecektir. Şimdiden İzmir’de Menzilcilerin sokak ortasında binlerce kişiyle yaptıkları kitlesel buluşma adım adım Batı illerine yayılacaktır. Suriye’de zafer kazananlar bundan cesaret alarak cüretlerini artıracaklardır. Bunun için seküler yaşam tarzını savunan CHP’ye AKP-MHP iktidarı daha sert bir şekilde yönelmesi kaçınılmaz olacak.

Geldiğimiz bu aşamada artık kabak tadı vermiş olan birlik ve beraberlik retoriğini yinelemekten başka çare yok. Kürtler tüm güçleriyle ‘sadece ben bilirim, ben yaparım’ mantığıyla hareket edenlerden, lider sultasından hızla uzaklaşarak gelinen bu koşullarda dört parçadan hep beraber kolektif bir akılla yeni yöntemlerle mücadeleyi geliştirmeli ve derinleştirmeli.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

Bu haber toplam 3837 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:37:19