Rojava’nın kaybı komplo değil, stratejik hataların sonucu
Kudüs İbrani Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi Veysi Dağ, Jerusalem Post’ta yayımlanan analizinde Rojava’nın çöküşünün gizli uluslararası anlaşmaların değil, yanlış stratejik tercihler ve değişen bölgesel dengelerin sonucu olduğunu savundu.

Kudüs İbrani Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi Veysi Dağ, Jerusalem Post’ta kaleme aldığı analizde, Suriye’nin kuzeydoğusunda Kürtlerin kontrolündeki Rojava yönetiminin çöküşüne ilişkin yaygın “uluslararası komplo” iddialarını reddetti. Dağ’a göre, yaklaşık 14 yıl boyunca fiili özerklikle yönetilen bölgenin kontrolünün kaybedilmesi, büyük ölçüde iç stratejik hatalar, yanlış ittifaklar ve değişen jeopolitik önceliklerin doğru okunamamasından kaynaklandı.
‘Komplo anlatısı gerçeği örtüyor’
Analizde, Rojava’nın çöküşünün ardından Kürt kamuoyunda, sürecin küresel güçler arasında gizli bir anlaşmanın sonucu olduğu yönünde güçlü bir anlatının öne çıktığına dikkat çekildi. Ancak Dağ, bu söylemin “duygusal bir rahatlama sağlasa da” asıl nedenleri görünmez kıldığını ifade etti.
Dağ’a göre, ABD’nin bölgedeki önceliklerini değiştirmesi ve Rojava yönetiminin bu değişimi zamanında öngörememesi, sürecin kırılma noktalarından biri oldu.
Yanlış ittifaklar ve ideolojik tercihler
Analizde, Rojava yönetiminin askeri ve idari kontrolü sürdürmek için Arap aşiretleriyle kurduğu ittifaklara aşırı bağımlı hale geldiği vurgulandı. Bu tercihin, “Halkların Kardeşliği” gibi ideolojik hedeflerle gerekçelendirildiği ancak Suriye’nin aşiret yapısı, güvenlik dengeleri ve bölgesel aktörlerin etkisinin yeterince hesaba katılmadığı belirtildi.
Aşiretlerin saf değiştirmesiyle birlikte, Haseke, Kobani ve çevresindeki Kürt yerleşimlerine yönelik baskının hızla arttığı, Afrin ve Menbic’de yaşananların benzerlerinin tekrarlandığı kaydedildi.
Türkiye faktörü ve bölgesel baskı
Dağ, Türkiye’nin çok boyutlu bir strateji izlediğini belirterek, Ankara’nın hem diplomatik girişimlerle hem de desteklediği silahlı gruplar ve aşiret ağları üzerinden Rojava’yı zayıflattığını ifade etti. Türkiye’de başlatılan “terörsüzlük süreci”nin, Rojava’daki Kürt aktörlerde yanlış bir güven duygusu yarattığı, bunun da Ankara’nın tutumunun yumuşayacağı beklentisine yol açtığı belirtildi.
ABD: Terk değil, geri çekilme
Analizde ABD’nin rolüne de özel bir bölüm ayrıldı. Washington’un Kürtlere karşı doğrudan bir ittifak ihlali yapmadığı, ancak çıkarları değiştiğinde bölgeden çekilmeyi tercih ettiği ifade edildi. Dağ, ABD’li yetkililerin bu ilişkinin “taktik ve geçici” olduğunu açıkça dile getirdiğini, buna rağmen Rojava yönetiminin askeri iş birliğini kalıcı siyasi ve hukuki güvencelere dönüştürmekte başarısız olduğunu vurguladı.
İsrail’in tutumu
Dağ’a göre İsrail’in Rojava’ya doğrudan askeri destek vermemesi, kayıtsızlık ya da düşmanlık değil, bölgesel risk hesaplarının bir sonucu oldu. İsrail’in önceliğinin, İran ve Gazze dosyalarıyla birlikte daha büyük bir çatışmaya sürüklenmemek olduğu, buna karşın diplomatik kanallar üzerinden insani felaketlerin önlenmesine çalıştığı aktarıldı.
Sonuç: İdealler, güvenliği gölgede bıraktı
Analizde, Rojava’nın sembolik ve tarihsel öneminin Kürtler açısından devam ettiği vurgulanırken, yaşananların temelinde bir “devlet aklı eksikliği” olduğu sonucuna varıldı. Dağ, ideolojik tutarlılığın siyasi ve askeri güvenliğin önüne geçirilmesinin ağır bir bedel doğurduğunu belirterek, yaşananların kaçınılmaz bir hesaplaşmayı beraberinde getirdiğini ifade etti.
Son güncellenme: 16:43:08


































































































































































































