Aziz Yağan: Ahmet Altan ve O Yıl
‘Hay doğmuş ama Hay ölememiş Emine‘ye..’
Ahmet Altan, O Yıl isimli romanında 1915’in mağdurlarını ve faillerini, hain ve kahramanlarını odağına alıyor. Dönemi detaylarıyla bilenler için mağdurların maruz kaldığı trajediye, vahşete değiniyor.
Eline ve elindekine el konulsun, ölsün, öldürülsün diye yollara dökülen; savunmasız yüzler, binler, on binler halinde kaybedilen bir millet; hassas, özenli ve hakkaniyetli Efronya (Hanım’sız) ve Ragıp Bey; Tanrı’nın utanmayı esas alan Tanrı’sının keramet sahibi Şeyh Efendi’de tezahürü, Efronya’yı bulmak için tuhaf bir umuda sarılan ve fotoğrafları paylaşmak, yaymak, yayımlamak yerine sırf Efronya’yı aramak için edinerek (fotoları çekenleri de jurnallemeyen) kendini ve sonuçta devleti koruyan Dilara ‘Hanım’ın vicdanı, bir tek faillerle konuşmayan Osman..
Altan, alınan Ermeni tehcir kararının yönteminin ve sonuçlarının Talat Paşa’nın kişisel kararı, eseri olduğunu, uygulayanların da ona bağlı ‘çeteler’ olduğunu vurguluyor. Romanda yer alan ‘Çanakkale’de Osmanlı ordusu yenilirse Ermeni tehciri durabilir’ savı, tartışması da ilginç (“Çanakkale zaferi olmasa belki de Ermeni tehciri durdurulacaktı”). Namık Kemal’in tohumlarını serptiği, bürokratik kastın evlatlarının fedakarca, binbir çileyi umursamadan, kişiselleştirerek ortak dava haline getirdiği ve beka kaygısının tekçi bir modernleşme ile yatışabileceğine ölümüne, öldüresiye kilitlendiği için her etkeni, engeli teferruat gören ve kendini ittihatçılık isminde kavramsallaştıran bu komitacı hareket için Ermenilerin halli zamanlama meselesiydi. Milliyeti fark etmeksizin islam dışı inanca tabi olanların müslüman Türk haline getirilmesinde ve islam olan ancak Türk olmayan milliyetlerin Türkleştirilmesinde ise farklı ancak kararlı ve sert bir programa uyuldu. Sarıkamış’ta ölen askerlerin demografik bilgileri belki bir gün açıklanır.
Avrupa ile tanışarak İttihatçılaşan, imparatorluğun her alanda geriliğinin nedenlerini ve boyutunu endişeyle tartışan, bu geriliğin güncel ve gelecekteki maliyetini öngören, gücün, yetkinin vereceği karar vericilik ile her engeli teferruat sayan, hızlı, dinamik, gözü kara, samimi insanlardı. Devlet yönetimi zaten güçlü ve aileci bürokratik kasttaydı; bu kesim hem genel olarak büyük bir aileydi, üyeleri birbirine bağlı gruplardı (romandaki Ragıp Bey’in bir paşanın himayesinde olması gibi), himayesindekileri hatasıyla, doğrusuyla koruyup kollayanların ailesiydi, hem de kendi akrabalarının, kendi kliğinin ailecisiydi. İktidarı alabilecek, teslim edilebilecek bir başka dinamik de yoktu. Avrupa’da yaşarken yönetimin zaaflarını daha net fark ederek iktidarı alacak özgüveni edindiler çünkü yakın Avrupa tarihi onlara bunu sağladı.
Altan’ın ‘beş kişiyle imparatorluğu ele geçirdiler!’ basitleştirme ifadesi pek doğru değil çünkü devleti yönetenlerin de, devlet görevlilerinin de, bürokrat olmayan destekçilerin de hemen tümü zaten ittihatçıydı. Beş kişi ile değil, arkasında örgüt desteğini alan Talat Paşa bile (ya da prestijli bir başka ittihatçı bile) tek başına Babıali’den iktidarı alabilirdi; kimse direnmezdi, kolaylaştırırdı.
"Dünyayı yoktan var eden bu Tanrı'yı yaratan bir başka Tanrı olsaydı, insanları böyle yarattığı için onu kendi cehenneminde yakardı."
“Alçaklığa giden yol, utanmayı unutmakla açılır.”
“Ermenisiz Osmanlı olmaz”
“Tarih el feneri gibidir, nereye tutarsan orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Fenerin nereyi aydınlatacağına da feneri tutan el karar verir."
Edindiği her kaynaktan 1915’i de okumuş, tanıklıkları dinlemiş biri olarak romanın ilk paragrafında beliren Tanrı’nın Tanrı’sının elindeki fenerle cehenneminde yakmadan önce Tanrı’ya utanmayı unutturan her bölgeyi aydınlatacağını düşündürüyor. Söz iddialı ve umut vericiydi.
18 Mart Çanakkale zaferinin mimarı olduğu için Enver Paşa’dan Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Harp Madalyası ödülünü alan Everek’li Sarkis Torosyan ve akıbeti romanda yer almıyor (https://www.agos.com.tr/tr/ya
Çanakkale Savaşı’nın sonucunun Rusya’nın Sovyetlere dönüşümünde etkisi tartışılır. Romanda da yer verildiği gibi Anzakların çıkarma yaptığı yerin yanlışlığı ile Çanakkale’de İngiltere’nin zafer istemediğine dair iddia örtüşüyor; bu ilginç iddiaya, spekülasyona göre 285 bin İngiliz askerinin hayatına mal olmuş olsa da yenilgi ile Rusların İstanbul’u alması önlendi (Dr. Abdullah Cevdet’le İstiklal Harbi Üzerine 1922 Yılında Yapılan İlginç Bir Mülâkat - Kritik Bakış).
Romanda 1915’in birer ittihatçı olan Talat Paşa (ve Enver Paşa’nın) eseri olduğu, onların eski arkadaşları arasında da bu katliama aktif, pasif itiraz edenlerin de olduğu vurgulanıyor. Özellikle 1915’in asıl sorumlusu olarak gösterilen Talat Paşa’ya romanda hakaretler ediliyor, küçümseniyor. Altan, bir ‘Ata’ aranacaksa Talat ve Enver Paşalar değil, onlara karşı çıkanlar (Kiğı, Adana valisi gibi) Ata sayılmalı diyor (https://youtu.be/d5OqmtMjbho?
Yüzsüz kibrin kesintisiz zorbalığı.. (ifade bana ait)
Ahmet Altan, İttihatçıların beceriksiz ve donanımsız olduğunu, devleti yönetemediklerini (https://youtu.be/PsuJUUrMKY4?
Talat Paşa’yı diğerlerinden ayıran nedir?
Elbette 1915’i ‘çaresizlik’ ya da en hızlı ve kalıcı ‘uygulama’ olarak değerlendirmek de doğru değil. Altan’ın roman kahramanları da bunun yanlışlığını sürekli tekrarlıyor.
İttihatçılığı Talat Paşa’nın ideolojisi olarak gören Altan, tarihin en büyük zaferlerinden biri olan Çanakkale savaşının 1915 ile lekelendiğini, bunun Talat Paşa’nın eseri olduğunu, Osmanlı’nın intiharı olduğunu belirtiyor. Ancak, Talat Paşa’nın cenazesi 25 Şubat 1943’te Almanya’dan getirilip devlet töreni ile Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ne defnedildi. Bana göre kurtarıcı, kurucu ve koruyucu ve ihtiraslı İttihatçılık herhangi bir dönemde kesintiye uğramadı, gücünü hep artırdı..
Türkçe dışındaki anadili yasaklarından, asimilasyon politikalarından, Varlık vergisinden, İstiklal Mahkemeleri, şapka kanunu, mecburi iskan kanunu, Dersim kanunu, Takrir-i Sükun, Şark Islahat Planı, 6-7 Eylül ve Trakya olaylarından, Diyarbakır 5 Nolu’dan, yakılan Lice’den vd hangi ideolojinin ve kimlerin sorumlu olduğunu konu edinen eserleri de ileriki yıllarda okuma şansımız olabilir.
‘Unutulmama Hakkı’
‘Unutturmama Hakkı’
Şevket Süreyya Aydemir 1915 için ‘unutacağız’ tavsiyesini vermişti. Örneğin, 111 yıldır 1915’i, 88 yıldır 1938’i statükonun ve toplumun tartışmadığı, kabule ve telafiye gerek duymadığı, paradigmanın en az 150 yıldır değişmediği, değiştirilmeye niyetin de olmadığı ortada.
Abdülhamit’e hain demek de, Talat Paşa’ya hain demek de yerinde değil. Hanna Arendt’in de belirttiği gibi; onlar da, diğerleri de kendilerince doğru olanı yaptılar ya da yerine getirmeyi bir görev bildiler. Talat Paşa gerçekten de ‘ulusa bir ülke bıraktı’, bunu kim inkar edebilir; ardılları da ne bu güvenli mirasın geçmişini sorguladı, ne de farklı bir hayat sürdü. Halil Berktay da 1923’ün eli temiz kalmış kişilerce başlatıldığını ifade ediyordu ve sanırım Ahmet Altan, Berktay’ın bu görüşünü dile getiriyor.
Tarihçi, yazar bir yeri aydınlatırken oradaki pırıltıları överken, övünürken dikkatli olmalı; feneri diğer yere, yerlere çevirdiğinde önceki yerdeki övgü, yergi ya da yargı ifadeleri ile kendisi de, okuru da tenakuzlara düşmemeli.
Anlatınızda ‘Tanrı’nın Tanrı’sı olsaydı eğer, ..’ derseniz, okura ‘Tanrı’nın Tanrı’sının Tanrı’sı yani her iki Tanrı’nın da bir Tanrı’sı olsaydı eğer,..’ dedirtmemeniz gerekir..
Süryanilere değinmeyen O Yıl üzerine Ahmet Altan’la yapılmış birkaç söyleşi de yayımlandı. Hay olsun, olmasın yazarla söyleşi yapanlar arasında uyum var. Özellikle kimi Hayın yaptığı yorumlar, Hay medyasındaki söyleşilerdeki yaklaşımlar, kabuller, bakış açısındaki benzerlik dikkat çekici.. O Yıl’dan itirazsız bahseden, Altan’ı hayranlıkla dinleyen, tanıtan kimi Hayın ve kimi Hay medyasının coşkusu da bu romanın açığa çıkardıklarından..
Ahmet Altan, O Yıl romanı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun 623 yıl süren ömrünün son anlarından önemli, kritik birini anlatıyor. Okuyanının, ek okumalar yapanının, tartışanının çok olması; romanda da yer verilen trajik anlara, acılara, kayboluşlara sebep olan, önemsiz gören, sessiz kalan zihniyetin de tartışılmasına, üstlenilmesine ve aşılmasına katkı verebilir.
Kemal Varol’un dediği gibi:
“acı geçiyor
acı elbette geçiyor
acı çekmiş olmak geçmiyor”
16.12.2025
Son güncellenme: 19:31:38