Saklı Kalan Bir Dram 1937 Diyarbakır Karaköprü Katliamı
'' 1936-1937 yıllarında, devlet yanlısı Diyarbakırlı Pirinçzadeler ailesinin şikâyeti üzerine, eşkıyalık yaptıkları gerekçesiyle, Bismil, Çınar, Silvan ve Diyarbakır kent merkezi ile Cemilpaşazadelere ait olduğu belirtilen çevre köylerden, Birinci Umum Müfettiş General Abidin Özmen'in emriyle, yüzlerce kişi gözaltına alınır. Sonradan anlaşıldığına göre, aralarında 13 yaşında çocukların bile olduğu ve hepsi erkek olan 103 kişi, Diyarbakır-Mardin yolu üzerinde, Karaköprü mevkiinde kafileler hâlinde katledilirler. ''

1943’te Van-Özalp’ta 33 (32) Kürd köylüsünün öldürülmesi olayı, özellikle Ahmed Arif’in bu konudaki şiirinden ve İsmail Beşikci’nin konuyla ilgili kitabından[1] dolayı kamuoyunca genel olarak biliniyor. Özalp Olayı ile ilgili olarak ilk haber, olaydan beş yıl sonra, Musa Anter’in sorumluluğunda İstanbul’da yayımlanan Dicle Kaynağı gazetesinde yayımlandı. Gazetenin, 30 Kasım 1948 tarihli sayısında, “Özalp’ta 33 Vatandaş Kurşuna mı Dizilmiş?” manşetiyle yayımlandı ve olayın sorumlusunun Orgeneral Mustafa Muğlalı[2] olduğu belirtildi. Bu haberden üç gün sonra, 3 Aralık 1948’de, Muhalefet Partisi DP’nin ikinci adamı Adnan Menderes ve iki arkadaşı, meclis başkanlığına, konuyla ilgili bir önerge verdiler.[3]
Konuyu, 1950’lerin başında Diyarbakır milletvekilleri Mustafa Remzi Bucak, Mustafa Ekinci ve Yusuf Azizoğlu TBMM gündemine getirdiler; olayın sorumlusu Orgeneral Mustafa Muğlalı tutuklandı. 1951 yılında cezaevinde öldü.
Musa Anter, Özalp ve Karaköprü olayları dahil, tek parti dönemindeki bazı olaylarla ilgili olarak şöyle diyor: “Dicle Kaynağı gazetesi; Zilan Soykırımı, Şeyh Said, Ağrı, Sason, Dêrsim, KaraköprüveÖzalp (Otuz Üçler) olaylarını ilk defa yüzeye çıkardı... Burada Ahmed Arif arkadaşımın ‘Otuzüç Kurşun’ şiirinin bizim bu yayınımız sonrası yazılmış olduğunu da belirteyim. Böylece, Ahmed Arif'in insanın iliklerine işleyen şiir ustalığı sayesinde bu abideleşmiş oldu.”[4]
Bu yazıdaki konumuz, Van-Özalp’ta 33 (32) Kürd köylüsünün öldürülmesi olayından (33 Kurşun Olayı) birkaç yıl önce, 1937 yılında gerçekleşen ve Dicle Kaynağı gazetesinde gündeme getirilen Karaköprü Katliamı’dır.
Olayın gelişimi kısaca şöyle: 1936-1937 yıllarında, devlet yanlısı Diyarbakırlı Pirinçzadeler ailesinin şikâyeti üzerine, eşkıyalık yaptıkları gerekçesiyle, Bismil, Çınar, Silvan ve Diyarbakır kent merkezi ile Cemilpaşazadelere ait olduğu belirtilen çevre köylerden, Birinci Umum Müfettiş General Abidin Özmen'in emriyle, yüzlerce kişi gözaltına alınır. Sonradan anlaşıldığına göre, aralarında 13 yaşında çocukların bile olduğu ve hepsi erkek olan 103 kişi, Diyarbakır-Mardin yolu üzerinde, Karaköprü mevkiinde kafileler hâlinde katledilirler.
Olayın bir cephesinde şikâyetçi Pirinçzadeler, diğer cephesinde Cemilpaşazadeler vardır.1936 yılında başlayıp 1937 yılı bahar aylarına kadar devam eden operasyonlar sonucunda, gözaltına alınan köylüler, Diyarbakır-Mardin karayolu civarında, Diyarbakır’a yaklaşık yirmi kilometre uzaktaki Karaköprü[5]mevkiinde, çeşitli kafileler hâlinde, sonradan anlaşıldığına göre, toplam 103 kişi kurşuna dizilir. Kurşuna dizilen köylülerin, sonradan, Kırmasırt köyü yakınlarından bir yere gömüldüğü anlaşılır.
Dönemdeki korku atmosferi içinde konu kamuoyuna yansımaz. Öldürülenlerin yakınlarının seslerini de kimse duymaz. Olayın meydana gelmesinden on bir yıl sonra, çok partili seçimlere geçildiği sıralarda, ilk kez 30 Kasım 1948 tarihli Dicle Kaynağı gazetesinde konu haber olarak yayımlanır. Musa Anter’in sorumluluğunda İstanbul’da yayın yapan Dicle Kaynağı gazetesinin, 16 Aralık 1948, 20 Ocak 1949, 19 Eylül 1949 tarihli sayılarında da konunun gündeme getirilmesine devam edilir. Gazete, hemen her sayısında, Van-Özalp ve Karaköprü olaylarını gündeme getirip takipçisi olur. Dönemin İçişleri Bakanı ile polemikler yaşanır.
Dicle Kaynağı gazetesinin konuyu gündeme getirmesinden sonra, dönemin muhalif gazetecilerden Necip Fazıl Kısakürek de sorumlusu olduğu “Büyük Doğu” adlı gazetede konuyu gündeme getirdi. Olayın gelişimi, 27 Ocak 1950 tarihinden itibaren Büyük Doğu’da tefrika hâlinde yayımlandı. Büyük Doğu’da konu kısaca şöyle anlatılıyor:
“…Mahallî memurlar ve ezcümle Mardin Valisi Fehmi Vural ile Birinci Umumî Müfettiş Abidin Özmen’in emriyle, alâkalı vilâyetlerin köylerinden bir takım masum vatandaşları gelişigüzel topluyorlar ve Mardin’den Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan Mardin’e, sanki ifadeleri alınacak ve muameleleri tamamlanacakmış gibi, on dörder kişilik gruplar halinde sevk ediyorlar. Sevke esnasında jandarmalar bu masumları Karaköprü Mevkiinde kurşundan geçiriyor. ‘Kaçarlarken vuruldular!’ diye bir zabıt tertibi de ihmal olunmuyor…
Nihayet en son on dört kişilik kafile, güya Diyarbakır’a götürülürken sarp bir noktada durduruluyor ve jandarma çavuşu kendilerine haykırıyor: ‘Abdest alıp namaz kılın, şimdi sizi vuracağız!’ Kurbanlık koyun gibi görülen 14 kişi abdest alırken, Rahmanî bir kader cilvesi olarak, yol üzerinde birkaç otomobil peydahlanıyor. Otomobil yolcularının içinde bir general, bir de mülkiye müfettişi vardır…” [6] Necip Fazıl, bu haber ve yazı dolaysıyla tutuklandı. DP döneminde tahliye oldu.
Canip Yıldırım’ın babası Osman Şahap Bey, o dönemde Mardin'de Ziraat Şafi’ydi ve olayda Abidin Özmen’den sonra en önemli rolü oynayan Mardin Valilisi Fehmi Vural ile yakın dosttular. O bakımdan Osman Şahap Bey bu olayı yakından bilenenlerdendir. O sırada ilkokul 3'üncü sınıfta olan Canip Yıldırım, anılarında, babasından naklen olayın detaylarını genişçe anlatıyor.[7]
Dicle Kaynağı gazetesinin 1948-1949 yıllarında, her iki konuyu da (Van-Özalp ve Karaköprü) sürekli gündemde tutmasından sonra, 1950’lerin başında (Daha DP hükûmet olmadan önce) konu gündeme geldi. DP’nin iktidara gelmesinden sonra, Diyarbakır milletvekilleri Mustafa Ekinci, Mustafa Remzi Bucak ve Yusuf Azizoğlu, bu iki olayı defalarca TBMM gündemine getirdiler.
Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci, 26 Aralık 1952 tarihinde TBMM’de, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına konuyla ilgili soru önergesi verdi, geniş açıklamalar yaptı. Bunun üzerine Adalet Bakanı Osman Şevki Çiçekdağ, olayın idari vazifeleriyle ilgili bulunması bakımından Umumi Müfettiş Abidin Özmen'le Diyarbakır ve Mardin valileri, jandarma komutanları haklarında soruşturmayı yürütmek üzere, mülkiye müfettişi görevlendirdiğini açıklayarak şöyle der: “Müfettiş tarafından, eski İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın hadise ile ilgili bulunması ve diğer sorumluların durumlarının ona tebaan tayini icap etmesi sebebiyle Anayasa hükümlerine göre tahkikat açılıp açılmayacağının tayin ve takdiri TBMM'ye ait bulunduğu sonucuna varılarak keyfiyet Başbakanlığa arz edilmiştir.”
Mecliste birkaç kez söz alan Mustafa Ekinci, konuyu meclis üyelerine anlattı: “Mardin hududunda 103 vatandaş ayrı ayrı öldürülmüştür. Eğer mazinin derinliğine doğru gidecek olursak kanun, hukuk, anayasa diye haykıran sabık idarenin mezalimini engizisyon mezaliminden daha ağır, daha şedit olarak canlı misallerle ortaya koymuş bulunuyorum. Bu saydıklarım, sadece Diyarbakır'a ait hadiselerin bir kısmıdır. Hadise Mardin'de de aynıdır, Urfa'da da aynı şekilde cereyan etmiştir. Van'da, Bitlis'te, Siirt'te ve nihayet 'Müfettiş-i Umumilik' mıntıkasının her yerinde aynıdır... Zamanın Başbakanı, İçişleri Bakanı ve Abidin Özmen öncelikle mesuldürler. Anayasa'nın 170. maddesine göre bunların divanı âliye tevdii Yüksek Meclisin kararına bağlıdır…"[8]
Mustafa Remzi Bucak da 7 Mayıs 1953’te, meclise verdiği önergeyle Adalet Bakanı Şevki Çiçekdağ’dan Karaköprü katliamını sorarken Mustafa Ekinci,1952-1956 yılları arasında, konuyu defalarca meclis gündemine getirdi. Ekinci, son olarak, 1956 yılında konuyu tekrar gündeme getirdi; nihayet Umumi Müfettiş Abidin Özmen hakkında soruşturma açıldı. Ancak Abidin Özmen ceza almadı. Konu sürüncemede bırakıldı ve bir süre sonra konun üstü tamamıyla kapatıldı.
Yakın zamanda da yabancısı olmadığımız ama cumhuriyetin ilk yıllarında, tek parti döneminde, daha şedit bir şekilde Kürdlere karşı uygulanan, buna benzer pek çok yargısız infaz, katliam vardır. Bu olaylar, tarihin karanlık sayfaları arasında kaybolsa da dünden bugüne Kürd toplumunda yarattığı travmalar hâlen devam ediyor…[9]
/CT/
[1] İsmail Beşikci, Orgeneral Muğlalı Olayı ve Otuzüç Kurşun, Belge Yayınları, 1991
[2] Mustafa Muğlalı (1882-1951), 1943 yılında, Van- Özalp’ta, 33 (32) Kürd köylüsünün katledilmesi emrini verdiği sırada, orgeneraldi ve 3.Ordu Müfettişiydi.
[3] TBMM Tutanak Dergisi, 14.Cilt, 8.Dönem, 3.Toplantı, s. 7-8
[4] Musa Anter, Hatıralarım, Aram Yayınları, 2011, s. 118
[5] Bazı belgelerde burada sözü edilen “Karaköprü”, Urfa-Siverek arasındaki Karaköprü ile karıştırılmaktadır. “Kara Köprü”, Dicle Nehri'nin bir kolu olan Karasu üzerinde yapılmış eski bir köprüdür. Diyarbakır’dan yaklaşık yirmi kilometre uzakta, Karacadağ’ın doğu ucunda, Diyarbakır-Mardin kara yolu, Çınar ilçesi yakınlarındadır. Karasu Çayı’nın çevresi çınar ağaçlarıyla kaplıdır ve suyun üzerinde irili ufaklı şelaleler bulunmaktadır. Bu bakımdan burası, günümüzde bir piknik ve gezinti yeri olarak kullanılmaktadır. Tarihi Zerzevan Kalesi’ne yakındır.
[6] Aktaran: Nazan Üstün, Büyük Doğu Mecmuasının Siyasal Analizi, Yüksek Lisans Tezi, İst. Ü. Sos. Bil. Enstitüsü, 2011, EK-5, s. 149-150 (Dedektif X Bir, “Karaköprü Faciası ve Çekilen Dayaklar?”, age.,C.I., Sayı:20, 24 Şubat 1950, s. 3-15)
[7] Orhan Miroğlu, Canip Yıldırım’la Söyleşi, HEVSEL BAHÇESİNDE BİR DUTAĞACI, İletişim Yayınları, 2005, s. 23-27
[8] 78 Yıl Önce 103 Kişi Katledildi. Karaderibeyazmaske Blog, 2 June 2014 (www.haberdiyarbakir.com)
[9] 1948-1950 yıllarında Musa Anter’in sorumluluğunda İstanbul’da haftalık olarak yayımlanan Dicle Kaynağı gazetesinin tüm sayılarına ulaşamadık. Bu gazetenin tüm sayılarına (yaklaşık elli sayı) ulaşıldığı takdirde, bu konuyu daha detaylı öğrenmiş olacağız. Bu gazete ile ilgili bilgisi olan dostlara duyurulur…
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:34:33




























































































































































































