Yeni Dünya Düzeni ve Ortadoğu'nun Yeniden Dizaynında Kim Ne Anlıyor?

27 Şubat 2026 - 10:06
27 Şubat 2026 - 10:06
 0
Yeni Dünya Düzeni ve Ortadoğu'nun Yeniden Dizaynında Kim Ne Anlıyor?

Makalemizdeki başlıkta sorulan soruya her kesim kendi felsefi, sosyolojik ve siyasi meşreplerine göre muhtemelen sayfalar dolusu cevaplar verirler. Biz kendi açımızdan bu soruları özet ve somut olarak cevaplandırmaya çalışacağız.

Eski dünya ve Ortadoğu düzeninin fitili 1. Dünya savaşında, Osmanlı hakimiyet altındaki topraklarda, dönemin güçlü iki emperyal devleti öncülüğünde Osmanlı'nın Balkan topraklarında onlarca yeni ulus devletlerinin kurulmasıyla başladı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki Müslüman ülke topraklarında manda krallıklar ve emirlikler şeklinde dizayn edilmişti. Yıktıkları Osmanlı’nın merkezi coğrafyasında ise, doğuda büyük Ermenistan, güneyde küçük bir Kürdistan, Kuzeyde Pontus Rum devleti düşünülmüştü. 1917 yılında beklenmeyen tarihsel bir altüst oluş gerçekleşti. Çarlık Rusya’sında Bolşevik ayaklanması ile farklı bir ideolojik ve ekonomik sistem (Reel Komünizm) ortaya çıktı. Bu durum, dünya hakimi İngiliz ve Fransızların kurguladıkları hesapları da alt üst etti. Yeni durumdan en çok faydalananlar Kemalistler, bu durumun en büyük kaybedenleri ise Ermeniler ve Kürtler oldu.

Kemalistler, iki düşman ideolojik sistemin birbiriyle olan tehdit durumlarından siyasal rant devşirerek, hem Anadolu’da hem de Kuzey Mezopotamya toprakları (Kürdistan) üzerinde Türk etnik temelli tekçi ve inkarcı otoriter bir devletin kurulmasına ön ayak oldu. Ama bunun da bir bedeli vardı. Ümmetçi bir imparatorluktan gelmiş bu toprakların çok kültürlü, çok inançlı ve çok etnisiteli kozmopolit yapısının realitede hiç bir karşılığı olmayan yapay bir Türk ulus devletinin de zoraki ön adımları atılmış oldu. Bu emperyal devletler, kurulacak Türk etnik temelli devletin adının cumhuriyet olmasını, bu cumhuriyetinde mutlaka laik olacağını, İslam liderliği ve halifelik iddiasından vazgeçmesini de şart koşmuş, Kemalistler bu şartları kabul ederek anlaşma gereği bu emperyal devletler bu etnik milliyetçi devletin uluslararası meşruiyetini onaylamışlardı.

1923 yılında ilan edilen bu yapay ulus devlet, 100 yıl dayanabildi. Başta Kürtlerin İrili ufaklı başkaldırıları ve bunun sonucunda çocuk kadın demeden yaşatılan katliamlarla Kürtlerin bu hak arayış talepleri kanla bastırıldı. Türk muhafazakar ve dindar çoğunluk 2002 yılında Kemalist rejimi sandıkta yenerek, devletin siluetini adım adım Türk-İslam sentezi yönünde ilerleyerek, rövanşist otokrat bir rejime doğru ülkeyi sürükledi. 21.Yy’ın dünya hakimi ABD, Kemalizm’den çark eden Türk-İslam sentezci otokrat rejimin Ortadoğu’da varlığını ve bütünlüğü korumak için bu otokrat rejimin halifesine(Erdoğan) “Bölgede oluşturmak istediğim yeni düzen çabalarıma destek verirsen, bende senin ülke içinde yaptıklarını görmezden gelir, ayrıca bu konuda sana bir meşruiyet veririm” diyerek kısa süre önce gizli-kapaklı değil, açık bir şekilde ilan edilmişti.

Ortadoğu, artık kaçınılmaz bir şekilde yeniden yapılandırılacak. Haritalar mutlaka değişecektir. Soğuk savaş döneminde her iki tarafın (Sovyetler ve Batı) karşı tarafı yıpratmak için harekete geçirdikleri milliyetçi ve askeri darbe artıkları ve vekâlet savaşı yürüten dinsel veya ideolojik temelli örgütler tasfiye edilecektir (Kürtlere bir ayrıcalık tanınarak Öcalan üzerinden de PKK’nin kendisini feshini dayatarak bu gerçekleştirildi. Hizbullah, HAMAS, Haşdi Şabi, devlet olmuş veya devlet olmaya yakın Husiler vs) Şii veya Sünni radikal cihadistlere de göz yumulmayacak ve hepsi tasfiye edileceklerdir.

Türk ve Kürt siyasi hareketleri ve aydınlarının bu gidişatı doğru okudukları kanaatinde değilim. Tasfiye edilen PKK'nin eğitimli ve siyasi kadrolarında hala eski tas eski hamam anlayışı hakim. Onun için çağın gerisinde kalmış ve ütopik toplumsal kavramlar etrafında dolaşıp duruyorlar. Olan güvenliğini onlara bağlamış Kürtlere oluyor. Oysa sıradan Kürtler bu gidişatı çok daha iyi görüp, dünya çapında ulusal birlik bayrağı altında toplanarak seslerini yükseltiyorlar. 40 yıldır Kuzey Kürdistan'da Kürt toplumunu kendine esir etmiş, yapmış oldukları tahribatın haddi hesabı yoktur. En son örneğini Rojava'da Efrin, Girêsipî ve Serêkanî yê de Türk devletine “gel, gel” diye kışkırtarak” bu onurlu halkı, ÖSO denilen kafa kesen vahşi cihadistlerin tecavüzlerine maruz bırakmış, onları kendi halinde bırakarak Suriye'nin güneyine doğru kaçmışlardı. Yüz binlerce Kürt yine göç yollarına dökülmüşlerdi. En son Halep, Deyri-Zor ve Rakka faciaları yaşatıldı. Felaket geliyorum demesine ve Başkan Mesut Barzani’nin Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e “Dikkatli olun şartlar değişti. Arap aşiretleri sizleri her an tek edebilir. SDG den vazgeçin. Kendi halkınızın birliğine ve gücüne güvenin. Arap topraklarından çekilin Rojava topraklarına dönün” uyarılarına rağmen Kandil ve Rojava'da Apocu zihniyet buna engel oldu. Sonuç yine hüzün katliam ve göçler.

Kürtlerin, soğuk savaş eseri ideolojik ve dinsel saiklerle kendi ulusunun özgürlüğünün aleyhinde çalışan, düşmanlarına hizmet edenleri tanıyarak, onları baş başa bırakmalı, ülkelerinin özgürlüğü ve bağımsızlığı için doğru bir çabanın içine girerek ulusal birlikleri etrafında kenetlenmelidirler. Kürtler eski hata ve yanlışlarını tekrarlamazlarsa, 21. Yy onların yüz yılı olacak. Kürtler, gerçek dost ve düşmanlarını iyi tanımalı, yaşanan bu son gelişmeler, onlara ders olmalıdır. Rojavada yaşatılan bu facialarda, kimlerin dost, kimlerin düşman olduğu gerçeği de net olarak ortaya çıktı. Kürtleri sürekli ezmiş, aşağılamış ve katliamdan geçirmiş sömürgecilerin, "din kardeşliği" yalan ve safsatalarına inanmamaları gerekir. Bu barbar sömürgeci devletlerin, bölgesel çıkar hesaplarında düşman belledikleri (İsrail, ABD ve Avrupa) devletlere düşman gözüyle değil, konjonktürel veya stratejik yarar temelinde yaklaşmalıdırlar. Kürtler, bu Stockholm sendromu hastalığından bir an evvel kurtulmalıdırlar.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 190 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:09:21