Seküler Esad’dan Şeriatçı Şara’ya: Suriye’de Ne Değişti?

'' DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Ofisi Eş Başkanı İlham Ahmed’in Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde yürüttükleri diplomatik temaslar, gecikmelide olsa Rojava Kürd aktörlerin uluslararası alandaki görünürlüğü açısından önem taşımaktadır. Bu girişimlerin kalıcı bir Kürd siyasal statüsüne dönüşebilmesi için daha kapsayıcı ve kurumsal bir temsil mekanizmasına ihtiyaç kaçınılmaz olmuştur.''

20 Şubat 2026 - 09:30
20 Şubat 2026 - 09:30
 0
Seküler Esad’dan Şeriatçı Şara’ya: Suriye’de Ne Değişti?

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın 53 yıllık Baas rejimi, Mart 2011’de başlayan Suriye iç savaşının ardından, Başta Rojava Kürdistan’ı olmak üzere ülke genelinde merkezi otoritesi zayıfladı ve yönetme etkisini kaybetti. 7 Aralık 2024’te Esad’ın başkent Şam’dan Moskova’ya sığınmasıyla birlikte Suriye’de yeni bir siyasal dönem başladı. İç savaşın üzerinden 13 yıl geçtikten sonra rejimin kısa sürede sona ermesi, uluslararası ve bölgesel güç dengelerinin belirleyici rolünü yeniden gündeme taşıdı. Bu süreçte Kürd güçleri, başta Rakka olmak üzere çeşitli bölgelerde, ABD öncülüğündeki koalisyonun hava desteğiyle DAEŞ ve El Nusra Cephesi gibi silahlı islamist gruplara karşı mücadele yürüttü.

Rejim değişikliği sonrasında ülkedeki güç boşluğunun, kökeni El Kaide ve DAEŞ yapılanmasına dayanan silahlı gruplar (HTŞ, SMO), İdlib merkezli Türkiye, Suudi Arabistan, Katar'ın askeri, mali desteği ile yapılandırıldı. Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) gibi yapıların şemsiyesi altında ve Şara liderliğinde Şam'ın başına getirildi. Bu belirsiz geçici yönetim yeni dönemdeki rolü ve Suriye’nin çok etnisiteli nüfusu, homojen olmayan coğrafyası ve  siyasal geleceği açısından tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu arada ABD’nin Şara yönetimine yaklaşımı da birçok çevre nezdinde ilginç ve şaşırtıcı bulundu. 

Donald Trump yönetiminin sürece destekle birlikte, terörist diye başına on milyon dolar ödül koyduğu Şara’yı Beyaz Saray’a davet ederken, DSG ve Kürd halkını bölge devletlerine bağlı cihatçıların saldırılarına sessiz kaldı. Ardında kırılgan bir ateşkes mutabakatı uygulandı. Kürdistan Bölgesi ve dünyanın dört bir yanında yüzbinlerce Kürd yapılan haksızlığa isyan etti. Kitlesel protesto ve yoğun diplomatik girişimler ABD-Kongre üyeleri, temsilciler meclisi ve dünya kamuoyunda etkili oldu. Bu etki Münih zirvesiyle vücut buldu. Münih Güvenlik Konferansı’na katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Şam ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında varılan mutabakatı referans göstererek, çok bileşenli Suriye toplumunda benzer uzlaşı modellerinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. 

Bu açıklamalar, özerklik, federalizm ve eyalet sistemi gibi yönetim modellerinin yeniden tartışılmasına yol verdi. Fakat Suriye’deki yeni siyasal mimarinin hangi aktörler tarafından ve hangi stratejik hesaplarla şekillendirildiği sorusu önemini korumaktadır. Özellikle geçmişte hakkında uluslararası yaptırım ve başına ödül kararları bulunan Ebu Muhammed el-Culani’nin yeni süreçte üstlendiği rol, bölgesel ve küresel aktörlerin önceliklerine dair değerlendirmeleri beraberinde getirmiştir. Kürd siyasal hareketi açısından bakıldığında, son on iki yıllık dönemde elde edilen askeri kazanımların siyasi ve diplomatik zemine neden taşınamadığı yönünde ikna edici özeleştiri olmadıkça sorgulanmaya devam edecek gibi görünüyor. Çünkü Rojava Özerk Yönetimi, elindeki fırsatları doğru kullanmadı. 

Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ABD öncülüğündeki koalisyon ile yürüttüğü askeri işbirliği, kalıcı bir siyasal statüye dönüştüremedi. Bu durum, askeri başarı ile diplomatik sonuç arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirme gereğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Rojava’yı olumsuz etkileyen “çözüm süreci” ve İmralı merkezli siyasal müdahale-de Kürd kamuoyunda ciddi bir eleştiri ve tartışma konusu olmaya devam ediyor. Abdullah Öcalan’ın savunduğu siyasal paradigma bir devlet politikası olarak kabul görüyor. Öcalan, “Demokratik Kurtuluş (İmralı Notları)” ve diğer söylemlerinde, Türkiye devlet politikalarını içselleştirme, Kürd milli değerlerini, taleplerini geri plana itme ve savunulmasını sınırlayarak Kürdleri bireysel yaşamı için kullanıyor. 

Öcalan’ın, Kürd toplumunu, siyasi ve askeri kadroları türk sömürgeci politikasına uyumlu hale getirmeyi başarı olarak anlatması, devasa bir siyasi hareketin lideri olarak yerine ikinci bir kişi bırakmaması ve stratejik kararları kişisel tercihleriyle sınırlaması Kürdlere yapılmış ağır bir kötülüktür. Kürdler susarsa daha beterini yaşayacaklar. Yerlinin, yabancıya entegrasyona zorlandığı nerde görülmüş? Neden her şey Kürdler üzerinden deneniyor? Öcalan, Kürdleri ve savunulmayı hakketmiyor.

Esirin Esiri Olmak Siyaset Değil. DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Ofisi Eş Başkanı İlham Ahmed’in Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde yürüttükleri diplomatik temaslar, gecikmelide olsa Rojava Kürd aktörlerin uluslararası alandaki görünürlüğü açısından önem taşımaktadır. Bu girişimlerin kalıcı bir Kürd siyasal statüsüne dönüşebilmesi için daha kapsayıcı ve kurumsal bir temsil mekanizmasına ihtiyaç kaçınılmaz olmuştur. Rojava’daki mevcut yönetim yapısının, askeri işbirliğini siyasi ve diplomatik bir çerçeveye oturtması; toplumsal temsil, meşruiyet ve kurumsallaşma alanlarında daha bütüncül bir model geliştirmesi gerekmektedir. 

Aksi takdirde, bölgesel güç dengelerindeki değişimlerin mevcut kazanımları zayıflatma riski bulunmaktadır. Kürd ulusal hareketi açısından temel mesele; askeri kazanımları siyasal statüye dönüştürebilecek kurumsal, kapsayıcı ve uzun vadeli bir strateji geliştirebilmektir. Bölgesel güç dengeleri hızla değişirken, karar verici aktör olmayan yapıların başkalarının belirlediği çerçeveye uyum sağlamak zorunda kalacağı gerçeği, Suriye sahasında bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, Suriye’de rejim değişikliği yalnızca lider değişimiyle sınırlı kalmayacak. Asıl belirleyici unsur, yeni dönemde kurulacak siyasal yapının ne ölçüde kapsayıcı, kurumsal ve sürdürülebilir olacağıdır. Kürd siyasi hareketinin askeri kazanımlarını diplomatik ve kurumsal bir zemine taşıyabilme kapasitesi, bu sürecin en kritik değişkenlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.     

[email protected]

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 314 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:31:50