Analiz: Kürt Sorunu'nda Öcalan Referanslı Yeni Siyasal Evreye mi Geçiliyor?

Türkiye’de Kürt meselesine ilişkin son dönemde kullanılan siyasal dil, çatışma merkezli güvenlik yaklaşımından, Kürt siyasal alanını yeniden tanımlamaya dönük daha karmaşık bir evreye geçildiği yönünde yorumlara yol açıyor. Bazı analizlere göre devlet aktörlerinin Abdullah Öcalan referansını öne çıkarması, yalnızca bir müzakere dili değil; Kürt siyasal meşruiyetini yeniden çerçeveleyen bir siyasal mühendislik sürecinin işareti olabilir. Bu yaklaşım, Kürt siyasetinin geleceği açısından “entegrasyon mu, iç düzenleme mi?” sorusunu gündeme taşıyor.

7 Şubat 2026 - 14:57
7 Şubat 2026 - 14:57
 0
Analiz: Kürt Sorunu'nda Öcalan Referanslı Yeni Siyasal Evreye mi Geçiliyor?

Türkiye’de Kürt meselesine dair söylem ve siyasal konumlanışta son dönemde gözlemlenen değişim, bazı siyasal gözlemciler tarafından yalnızca bir diyalog dili değişimi olarak değil, daha derin bir yapısal dönüşümün işareti olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşıma göre mesele artık yalnızca “devlet ile silahlı yapı arasındaki çatışma” çerçevesinde ele alınmıyor; Kürt siyasal alanının nasıl tanımlanacağı ve hangi referanslar üzerinden meşrulaştırılacağı sorusu öne çıkıyor.

Bu okumaya göre, devlet temsilcilerinin açıklamalarında Abdullah Öcalan isminin daha merkezi bir referans haline gelmesi, sadece geçmişle bağlantılı sembolik bir unsur değil. Aksine bu durum, Kürt siyasal alanında meşruiyet ölçütlerinin yeniden kurulmasına dönük bir işaret olarak yorumlanıyor. Böyle bir çerçevede Öcalan, bir siyasal aktörden çok, “hangi Kürt siyasal hattının kabul edilebilir olduğu” sorusunda belirleyici bir referans noktasına dönüştürülmüş olabilir.

Son dönem açıklamalarının şifrelerinde öne çıkan veri Devletin artık, Kürt siyasetini dışarıdan ezmek yerine başta Abdullah Öcalan ve Dem Partili yetkililer olmak üzere Kürtler adına konuşan yapılar aracılığıyla Kürt siyasal alanınıiçeriden ayıkladığının somut bir göstergesi. Bu modele göre bilhassa Öcalan “Kürt adına konuşan ama Kürt siyasal otonomisini sınırlayan aracı yapı” modeline bürünüyor. 

Güvenlik Paradigmasından Siyasal Mühendisliğe mi?

Bu analiz hattı, Türkiye’de Kürt meselesinin klasik güvenlik paradigmasından farklı bir evreye, bir siyasal mühendislik meselesine dönüşüyor olabileceğini öne sürüyor. Önceki dönemlerde baskın olan dil “devlet–terör” ikiliği etrafında şekillenirken, yeni dönemde tartışmanın daha çok Kürt siyasetinin iç sınırları üzerinden yürüdüğü iddia ediliyor. Buna göre mesele yalnızca silahlı çatışmanın sonlandırılması değil; Kürt siyasal alanının hangi çerçevede kurumsallaşacağı.

Bu yaklaşım, devletlerin çatışmalı süreçlerden çıkarken başvurduğu bilinen bir modele işaret ediyor: Silahlı ya da radikal siyasal figürlerin, sistem içi düzenleyici referanslara dönüştürülmesi. Bu modelde amaç, doğrudan bastırma yerine siyasal alanın kontrol edilebilir, parçalı ve kurumsal bir çerçeveye çekilmesi oluyor. Yani bir anlamda bir egemenlik modeli kuruluyor ve Türk devleti, Kürt siyasal alanını artık dış baskıyla değil, iç referanslar üzerinden yönetmeye geçiyor. Buna siyaset teorisinde “Dış baskı rejiminden iç düzenleme rejimine geçiş” olarak adlandırılabilir.

Eleştirel analizler ise burada bir risk görüyor. Eğer siyasal meşruiyetin kaynağı halk temsili veya çoğul siyasal irade değil de belirli bir çizgiye sadakat üzerinden tanımlanırsa, bu durum Kürt siyasal çoğulluğunu daraltabilir. Böyle bir senaryoda siyaset, bir rekabet alanı olmaktan çok bir uyum ve uyarlanma alanına dönüşebilir.

Bu çerçevede bazı yorumcular, Kürt siyasal alanında yaşananın bir “entegrasyon” süreci değil, daha çok içeriden düzenleme ve sınıflandırma süreci olabileceğini savunuyor. Buna göre devlet, Kürt siyasetini dışarıdan bastırmak yerine, Kürtler adına konuşan yapılar üzerinden alanın sınırlarını belirlemeye çalışıyor olabilir. Ve böylesi bir planlamada Abdullah Öcalan oldukça etkin bir figür olarak kullanılabilir.

Tek Yönlü Bir Süreç mi?

Buna karşılık daha temkinli analizler, sürecin tek taraflı bir “teslimiyet” veya “kontrol” ilişkisi olarak okunamayacağını belirtiyor. Siyasal müzakere süreçlerinin doğası gereği karşılıklı dönüşüm içerdiğini hatırlatan bu görüşe göre, devletin dönüştürmeye çalıştığı aktörler de devleti ve siyasal zemini dönüştürme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle yaşananlar, sabit bir sonuçtan çok, henüz yönü netleşmemiş bir güç dengesi süreci olarak da görülebilir.

Bu süreci üç ihtimalle okumanın daha sağlıklı olacağını öngören yorumcular, birinci ihtimalin Kürt siyasal alanının içeriden regüle edilebileceği Teslimiyet senaryosu , ikinci ihtimalin silahlı dönemden politik zemine geçişle lider figürlerinin "köprü rolü" oynayabileceği Stratejik geçiş senaryosu, ve devletin ve Kürt hareketinin birbirini karşılıklı olarak dönüştürmeye çalıştığı Çift yönlü dönüşüm senaryosu olabileceğine dikkat çekerken, pratik alanda yaşananlar gerçeğin genelde tüm bunların bir karışımı olduğunu öne sürüyorlar.

Ortaya çıkan tablo, Kürt meselesinde yeni bir faza girilmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu faz, açık askeri çatışmadan ziyade siyasal alanın yeniden tasarlandığı bir evre olarak tanımlanıyor. Ancak bu tasarımın sonucu konusunda farklı senaryolar var: Kimilerine göre bu süreç Kürt siyasal alanını daraltabilir; kimilerine göreyse silahlı dönem sonrası siyasal zeminin kurumsallaşması anlamına gelebilir.

Kesin olan şu ki tartışma artık yalnızca çatışmanın sona ermesiyle ilgili değil; Kürt siyasal meşruiyetinin hangi ölçütler üzerinden tanımlanacağıyla ilgili. Bu da meseleyi güvenlik başlığından çıkarıp doğrudan siyasal alanın geleceğine taşıyor.

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:57:56