Selahattin Demirtaş Neyi Değiştirecek?

Demirtaş serbest kalıp partisine, çalışmalara katılınca Öcalan konseptinin dışına çıkmayacaktır çünkü o bir Apocu ve bunu her fırsatta belirtiyor. Öcalan’a uyumlu ise kendisinden beklenen nedir? Apocu birinden Öcalan’dan farklı ya da Öcalan’a uyumsuz bir tutum alması mı bekleniyor?

11 Nisan 2026 - 19:34
11 Nisan 2026 - 19:34
 0
Selahattin Demirtaş Neyi Değiştirecek?

AİHM kararlarına rağmen tutukluluğu süren Selahattin Demirtaş’ın ve diğerlerinin bir an önce serbest bırakılarak ailesine, sevdiklerine, sevenlerine kavuşmasını içtenlikle diliyorum.

Demirtaş serbest kalıp partisine, çalışmalara katılınca Öcalan konseptinin dışına çıkmayacaktır çünkü o bir Apocu ve bunu her fırsatta belirtiyor. Öcalan’a uyumlu ise kendisinden beklenen nedir? Apocu birinden Öcalan’dan farklı ya da Öcalan’a uyumsuz bir tutum alması mı bekleniyor? Bunu neden yapsın? Bu tartışma yapılmaksızın, Bakur ve toplum lehine somut gelişme, hak tanınması bekleyenler oyalanmaya ve oyalanırken uyumlanmaya devam edecektir.

Demirtaş’ın Öcalan’a itirazı olduysa, olacaksa bile bu yapısal bir ayrışma değil, aynı çerçevenin farklı bir sunumudur ya da aynı çerçevenin zarar görmemesi için uyarı ya da endişedir. İtiraz ya da duraksama ya da sessizleşme, çerçeveyi aşma iradesinden değildir; yani, eleştiri bile çerçevenin parçasıdır, çerçeve içidir, çerçeve içindir.

Yani “Demirtaş ne yapsa, dese de Apocu kalır” önermesinin yanlışlanabilirliği bir daha mı test edilecek!

Apoculuk, Öcalan’a kişisel irade tesliminden öte, hareketin iç mantığıdır, iç örgüsüdür.

Apoculuk sadece siyasi tercih değil, dahil olanların da ifade ettiği gibi irade düzeyinde bir bağlılıktır; bunun koşullara ve kişilere göre değişmesini beklemek gerçekçi değildir. Lidere eleştiriyi geçerek, hareket anatomisine odaklanmak lazım.

Apocu hareket Bakur ve toplumu lehine bir sapmaya, yani somut bir kazanıma sebep olmadı.

Kontrollü beklenti: Demirtaş serbest kalırsa somut kazanım ya da değerleri, iddiayı savunacağına dair beklenti yükseliyor, ancak bu da bir tekrardan ibaret olacak. Her tekrarın sonunda başlangıcına daha da yabancılaşan ve bunu da normalleştiren bir devinim.

Keşke Demirtaş seçimleri irade teslimini tazeleme dönemleri olmaktan çıkarmayı denese; Bakur ve Bakurlular için rasyonellikle somut kazanımlar elde etse, etmeyi denese..

Vesayet altında olmayan, kendi politikasını belirleyen, kariyer basamaklarını liyakate dayalı uygulayan bireylerin inisiyatifinde ve temsilinde; şeffaf, demokratik, katılımcı karar mekanizmalarını oluşturabilen bir parti ve partili deneyiminden ne ölçüde bahsedebiliyoruz?

İrade teslimi varsa ve teslim edilen irade her bir paradigma değişimine uyumlanıyorsa eğer sembolik olarak çağın kavramlarını, deneyimlerini de kullansanız aslında çağın gerisindesinizdir, popülist, pozitivist taklitçisinizdir. 

Şimdilik İmralı’dan gelen metinlerle yönlendirilmiş ama yakın bir zamanda doğrudan kendisi tarafında bizzat yönlendirilecek gibi görünen bir hareket, tarihi boyunca özerk olmaya çalışmadı, bireysel ya da kurumsal özgür iradeyi tartışmadı. Apoculuk sistemi Öcalan’sız da sürebilir.

Yapısal muhafazakarlık/yapısal bağnazlık

Apoculuk Öcalan’dan bağımsızdır, kendi kültürünü üretmiştir. Öcalan alandan çekilse bile hareket kendi iç mantığıyla aynı döngüyü üretir. Yani, bu tip hareketlerde lider düzeyindeki değişimlerin yapısal dönüşüm yaratmayacağını öne sürüyorum. Sistem içinde Öcalan’a eşdeğerliği kabul edilmese de ardılı illa olacaktır.

Adı ne olursa olsun Apocu yapılar gibi yaygın ve sürdürülebilir bir devletimsi mekanizmayı Bakur tarihinde göremeyiz. Önceki ve şimdiki Diyarbakır merkezli olan yapılara dikkat edilirse kastım daha anlaşılır olur. Bu yapıyı Bakur aklının ve pratiğinin kurduğunu ve sürdürdüğünü düşünmediğimi daha önce de ifade ettim. Sınırları aşan ve kesintiye uğramayan, istenenin dışına çıkmayan devletimsi bir mobilizasyon (‘mekap devleti’ dediğim).

Hangi partiye oy verirse versin, Kürd seçmen döngünün dışına çıkmıyor. Bu bir teslimiyet ya da kayboluş değil, döngünün kimlik ve kayıplarla, acılarla üretilen değer çerçevesinin içselleştirilmesidir. Döngünün kaybettirdikleri ya da somut kazanımsızlığı ya da alternatifinin yokluğu küsmeye ya da içe kapanmaya da yol açmıyor, zayıf ya da ‘daha kötü’ bir alternatif olasılığı varsa bile seçmen ilgisini çekmiyor; tam tersine, güveni sarsılsa da seçmen, hatıraları ile övünerek döngüde kalmayı sürdürüyor. Acıların ve değerlerin somutlaşacağı inancına samimiyetle tutunuyor. Rıza bu sonuçsuzlukta üretiliyor ve her seçim döngüsünde yeniden meşrulaşıyor.

Övünç, bireyi somut kazanımdan koparıyor. Seçmen “ne kazandık” sorusunu değil, “geçmişte ne bedeller ödedik’ sorusuna sarılınca, sonuçsuzluk bireyi duraksatmıyor; hatta direnişin kanıtı olarak yeniden anlam kazanır. Ağır kayıplar trajedi olarak değil, sadece onur belgesi olarak işleniyor.

Somut bir kazanım elde edilemediğinde 5 Nolu dahil cezaevlerine, faili meçhullere, yerinden edilmelere ve diğer trajedilerimize yani ödenen bedellere değinilmesi ne kadar sürdürülebilir?

Seçmen, geçmişiyle övünerek döngüde kaldığında daha doğrusu döngüye sımsıkı sarıldığında dışarıdan gelebilecek rasyonel alternatifleri birer ‘değer kaybı’ veya ‘ihanet’ olarak görüyor.

Yine hangi partiye oy verirse versin Kürd seçmen yerel ya da genel seçimlerde ‘ne alacağını’ değil, ‘neyi unutmayacağını’ oylar hale geldi. Yani seçmenin bugünü, yarını ve geçmişi..

Acı ve bedel kolektif kimliğin bağlayıcısı haline geldiğinde, somut kazanım arayışına yer kalmıyor yani sonuçsuzluk, bu halin sürdürücüleri için belirleyici hale geliyor; döngüyü yeniden üretme zemini sağlıyor..

‘Birileri bizim yerimize konuşuyor, savunuyor, mücadele ediyor’ algısı.. Bu döngüyü mücadele, direniş, savunma sanmak..

Geçmişin onuruyla övünmekten vazgeçmeden, bu çığlığın döngü tarafından yutulmasına izin vermeden bugünün ve geleceğin somut kazanımlarında da inatçı, tavizsiz olmak..

Elbette temsil, yerel yönetim deneyimi, dil hakları da süreç içi kazanımlardır ve önemlidir ancak somut, kurumsal, geri döndürülemez kazanımlar yok, böyle bir talep de yok.

Hak, coğrafi statü (federe yönetim modeli gibi) somut kazanımların yerini temsiliyet, onur, direniş, eleştiri geleneği gibi sembolik değerlerin ve zaferlerin aldığı bu mekanizmada döngü kırılmıyor; yeniden üretiliyor. Peki, döngüyü kıracak olan şey ‘kimin’ serbest kaldığı değil, hangi ‘yeninin’ bu döngüyü sürdüreceği sorusunda saklı değil mi?

Bu küçülen ama güçlü döngüyü dışarıdan kıracak bir dinamik mevcut değil; çünkü hemen herkes döngüden çıkar sağlıyor. Artık bu hemen herkesin döngüsü.

Çözüm döngünün içinden değil, dışından gelebilir; net, şeffaf ve dinamik bir hareketlenme ile. Bu hareketlenme döngü içindeki birikimi küçümseyemez..

Bu döngüyü kıracak olanlar; sessiz kalmayan, belgeleyen, yanılmayan, çözümcü pratik önerenlerdir. Böyle özneler var ama aktivist özne grubu henüz yok; bu da döngünün en büyük güvencesi..

(Refah ve Rıza Çolpan’a saygıyla..)


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 872 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 20:34:55