Mustafa Remzi Bucak

Mektupta tüm iyi niyet ifadelerinden başka somut bir öneride de bulunuyordu: “Kısacası, zatı devletinizin, alt tarafı seksen bin Kıbrıslı Türkçe konuşan zümre için düşünüp uygun gördüğünüz şekli idarenin, yani FEDERATİF bir tarzı idarenin, bizzat Türkiye Cumhuriyeti hududları içinde yaşamakta bulunan SEKİZ milyonluk Kürd camiası için de kabul ve tatbikidir.”

7 Mar 2026 - 10:32
7 Mar 2026 - 10:32
 0
Mustafa Remzi Bucak

 Sessizliğin İçindeki Sesler, 4.Yazı   

Mustafa Remzi Bucak, orta kuşaktaki önemli Kürd aydınlarından biri olmasına karşın az bilinmekte, yeteri kadar tanınmamaktadır. Özellikle, Kuzey Kürdistan’da, Kürdlerin sessizlik içinde olduğu kırklı yıllarda ve ellili yılların başında, Kürd ulusal varlığı için nerdeyse tek başına mücadele veren bir aydındı. Sonrasında yaşamı, pek çok Kürd aydını gibi sürgünlerde geçti.

1912 yılında, Siverek Anazo köyünde doğdu. İlkokulu Siverek’te okudu. 1925 Kürd Ayaklanması sürecinde, babası Mehmet Tevfik Bey’in sürgün edilmesi üzerine, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudu. 1935 yılında, Fransa’ya giderek Paris’te öğrenim gördü. Bir yıl sonra dönüp, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu.

Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğu 1940 yılında Dicle Talebe Yurdu’nun kuruluşunda yer aldı. Yurdun müdürü oldu, yurtta gizli oluşturulan beş kişilik “Kürdleri Kurtarma Komitesi”nde dört arkadaşıyla birlikte yer aldı. Bu yurt aracılığıyla, kendisi ve eşi Zehra Hanım, üniversiteli Kürd gençlerinin en büyük destekçisi oldular. 

1948 yılında Diyarbakır’a taşındı ve 1950’de DP listesinden Diyarbakır milletvekili seçildi. Meclisteki biyografisine, bildiği diller arasında, Kürdçenin iki lehçesi, Kürmanci ve Zazacayı yazdı. Mustafa Ekinci ve Yusuf Azizoğlu’yla birlikte, Mustafa Muğlalı Olayı[1] ve Karaköprü Olayı[2] gibi tek parti döneminde Kürdlere yapılan zulmü ifade eden konuları, meclis ve kamuoyu gündemine getirdiler.

Dersim direnişinin sona erdiği 1938 yılından, 49’lar tutuklamalarının olduğu 1959 yılana kadar geçen yirmi yıllık süreç, genel olarak Kuzey Kürdleri için sessizlik dönemi olarak adlandırılır ama o, bu süreçte sessiz kalmayan biri. Sessizliği bozan bir öncü oldu. Ona eşlik edenlerden biri Musa Anter, diğeri de halasının oğlu Faik Bucak’tı.

Paris’te okurken tanıştığı bir Bulgar arkadaşı kendisine, “Davanızın ilerlemesi için önce öğrencileri uyandırın, örgütlenmeye çalışın, sonra aydın kadrolar yetiştirin.” diye tavsiyede bulunmuştu. Bu ifade aklından çıkmadı. “Yaşamım boyunca bu sözü unutmadım ve hep gençlerin yetişmesine katkı sundum, halkımın özgürlüğü için çaba gösterdim.” dedi. 

 M. R. Bucak’ın Kürd sorunu konusundaki cesur tutumu, partisi Demokrat Parti’yi ve dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı rahatsız etti. Çankaya Köşkü’ndeki bir davette, Celâl Bayar onu bir köşeye çekip aşağıdaki ifadeleri kullanmış ve cevabını beklemeden gitmişti: “Remzi Bey, senin kim olduğunu, ne maksat ve gaye güttüğünü gayet iyi biliyoruz. Hareketini yakinen takip ediyoruz. Unutma ki, Kürd meselesi bizim için Ermeni meselesinden çok, pek çok daha önemlidir. Aynı akıbetin başınıza gelmesini istemiyorsanız, bu kadar muamele ve müsamaha size çoktur bile. “ [3]      

Bu anlayışın sonucu olarak DP, onu 1954 ve 1957 seçimlerinde, onu milletvekili adayı olarak göstermedi. 1959 yılındaki 49’lar Davası tutuklamaları sırasında, Celâl Bayar’ın yukarıdaki tehdidini de düşünerek, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden çok kısa bir süre önce, 49’ların Harbiye zindanlarında olduğu, her an kendisinin oraya gönderileceği beklenen bir sırada, 11 Mayıs 1960 tarihinde Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı ve Amerika’ya iltica etti. New York’ta yaşamaya başladı.

1960-1964 yılları arasında çeşitli uluslararası kuruluşlara, Birleşmiş Milletlere, Kürd sorunuyla ilgili mektuplar yazdı. Yine aynı dönemde, Türkiye’de, Maliye Bakanı Ekrem Alican, Dr. Yusuf Azizoğlu, AP milletvekili İlhami Ertem gibi kişilere ve Cumhuriyet gazetesine, konuyla ilgili mektuplar yazdı.[4]

1964 Kıbrıs olayları sonrasında, dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün Kıbrıs sorununun çözümünde iki toplumlu federasyon önermesi üzerine, 3 Ocak1965 tarihinde Newyork’tan, bu kez İnönü’ye bir mektup gönderdi. İnönü’ye gönderdiği bu mektup, pek çok yönden, Celadet Bedirxan’ın 1933 yılında Avrupa’dan Mustafa Kemal’e gönderdiği mektuba benziyordu. 30 sayfalık mektupta Kürd meselesini dile getirirken İnönü’ye “Kıbrıs için istediğinizi, Kürdler için de düşünür müsünüz?” diye sorup şöyle diyordu:

“Tekrar ediyoruz Sayın İnönü, Cumhuriyet devleti hudutları içinde ve mütekâsif (yoğun) olarak asgari sekiz milyon Kürd yaşamaktadır ve bunlar mesela Kıbrıs’taki Türkçe konuşan kitlenin haiz olduğu siyasi, içtimai, harsı ve iktisadi hakları serbestçe kullanmaktan vazgeçtik, kendilerine Kürd diyebilmek, anadillerini serbestçe konuşmak ve okuyup okutabilmek hakkına bile sahip değillerdir.” [5]      

 Mustafa Remzi Bucak gerek Başbakan İnönü’ye gerekse diğer Türkiye Devleti yöneticilerine gönderdiği mektuplarında, hep aşağıdaki kaygısını dile getirdi: 

“Kürd’ün mevcudiyeti inkâr edilip en basit hakkı olsun kendisine tanınmaktan sarfınazar edildiği müddetçe, Kürd-Türk arasındaki zıddiyet, maalesef husumete müncer olmakta ve bu husumet dahi, gün geçtikçe derinleşip kök salacaktır. Bu bir.İkincisi, bütün korkunç ve şeni (utanç verici) tedbirlerinize rağmen, yok edemediğiniz ve edemeyeceğiniz Kürd milletini, bu idare tarzıyla, eninde sonunda şahlanmaktan kimse menedemeyecektir.Ve o gün, çok geç kalındığı için imparatorluğun kaybedilen diğer azaları gibi Kürdistan vilayetlerini de kaybedeceksiniz.” [6]  

 Mektupta tüm iyi niyet ifadelerinden başka somut bir öneride de bulunuyordu: “Kısacası, zatı devletinizin, alt tarafı seksen bin Kıbrıslı Türkçe konuşan zümre için düşünüp uygun gördüğünüz şekli idarenin, yani FEDERATİF bir tarzı idarenin, bizzat Türkiye Cumhuriyeti hududları içinde yaşamakta bulunan SEKİZ milyonluk Kürd camiası için de kabul ve tatbikidir.”[7]

 M. R. Bucak, Başbakan İsmet İnönü’ye bu mektubu gönderdikten kısa bir süre sonra hükûmet değişikliği olunca aynı mektubu, yeni Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’yede gönderdi.

M. R. Bucak, 1968 yılında, 1941 yılında New York’ta, hükûmetler dışı, Amerikalı ve Avrupalı bazı aydınlar tarafından, İnternational Leage for the Rights of Man (Uluslararası İnsan Hakları Derneği) adıyla kurulan derneğin yönetim kurulu üyeliğine de seçildi. Bu dernekte Kürd Sorunu uzmanı olarak çeşitli çalışmalar yaptı.

1980 yılında Paris’e taşındı. Artık Avrupa’nın merkezinde, mensubu olduğu ulus için çabasını daha da arttırdı. 24 Şubat 1983 tarihinde kurulan Paris Kürd Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer aldı. Bu dönemde Kürd meselesiyle daha fazla ilgilenme imkânı buldu. Kürd meselesinin uluslararası platformlara taşınmasında önemli katkısı oldu.

Belirli bir yaştan sonra (48 yaşından itibaren), yaşamı hep sürgünde geçti. Kürd kamuoyu tarafından fazla bilinmedi. Diasporada, özellikle Amerika ve Fransa’da, Kürdler adına hep bir şeyler yapmanın çabasında oldu. Çeşitli uluslararası kuruluşlara, Kürdlerin durumunu anlatmaya çalıştı. Yaşamı Kürdistan özlemi ve hasretiyle geçti.

Sürgünde yirmi beş yıl yaşadıktan sonra, 16 Temmuz 1985 tarihinde Paris’te yaşama gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine, Siverek’te, mücadele arkadaşı ve halasının oğlu Faik Bucak’ın yanında toprağa verildi.

      Anısına saygıyla…

      /CT/

 


[1]  Mustafa Muğlalı Olayı: “33 Kurşun Olayı” adıyla da bilinen, 1943 yılının temmuz ayında Van'ın Özalp ilçesinde, 33 (32) Kürd köylüsünün hayvan kaçakçılığı iddiasıyla, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle kurşuna dizilmesi olayı.

[2]  Karaköprü Olayı: 1937 yılında, Cemilpaşa ve Pirinççioğlu aileleri arasındaki husumet bahanesiyle, Diyarbakır yakınlarındaki Karaköprü mevkiinde, bölge müfettişi Abidin Özmen’in emriyle 103 Kürd insanın kurşuna dizilmesi olayı

[3]  Mustafa Remzi Bucak, Bir Kürt Aydınından İsmet İnönü’ye Mektup, Doz Yayınları, 1991, s. 47

[4]  Bucak, age, s. 13-41

[5]  Bucak, age, s. 50

[6]  Bucak, age, s. 80

[7]  Bucak age, s.96


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 704 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:33:06