İran hedefte ama rejim değişikliği senaryosu planı nerede?
Eğer İsrail ve ABD gerçekten İran’da rejim değişikliğini hedefliyorsa, neden İran muhalefetiyle açık ve kurumsallaşmış bir iş birliği süreci yürütmediler? Daha da önemlisi, mevcut askerî müdahale, İran’da sürdürülebilir ve istikrarlı bir yeni siyasal düzen inşa edecek kapasiteye gerçekten sahip midir?

Haziran 2025’te İsrail ve ABD, İran’ın nükleer altyapısını, hava savunma sistemlerini ve çok sayıda üst düzey askerî yetkilisini hedef alan 12 günlük bir saldırı gerçekleştirmişti. Bu kez ise 28 Şubat sabahı erken saatlerde, “Kükreyen Aslan” ve “Destansı Öfke” operasyonları adı altında ikinci bir saldırı başlatıldı. Bu operasyonların yalnızca İran’ın nükleer altyapısını hedef almakla kalmayıp, aynı zamanda rejim değişikliği için uygun koşullar yaratmayı amaçladığı açık biçimde ifade ediliyor.
Bu ikinci dalgada hedef profili de değişmiş görünüyor. Artık yalnızca üst düzey askerî yetkililer değil, üst düzey sivil siyasetçiler de doğrudan hedef alınıyor. İran’ın dinî lideri Ali Hamaney, İsrail bombardımanı sonucunda öldürüldü. Eski cumhurbaşkanlarından Mahmud Ahmedinejad’ın evinin de bombalandığı belirtilmekte; ancak kendisinin hayatta olup olmadığına dair henüz teyit edilmiş bir bilgi bulunmuyor. Bu gelişmeler, saldırıların yalnızca askerî kapasiteyi değil, rejimin siyasal çekirdeğini de hedef aldığını gösteriyor.
İkinci İsrail ve ABD saldırılarının söylemsel boyutu da ilk operasyondan belirgin biçimde farklılık arz ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran halkına hitaben, “Biz işimizi bitirdiğimizde yönetiminizi devralın; o sizin olacak” ifadelerini kullandı. Bu söylem, doğrudan İran halkını mevcut yönetime karşı pozisyon almaya teşvik eden açık bir çağrı niteliğindedir.
Benzer şekilde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da operasyonun amacının “Ayetullah rejimini iktidardan indirmek” olduğunu belirterek askerî harekâtın açık bir siyasî hedef taşıdığını vurguladı. Netanyahu’nun, “Acınız boşuna olmayacak, yardım geldi. Şimdi bu tarihî amaç için birleşme zamanı. İran sakinleri — Persler, Kürtler, Azeriler, Beluçlar — rejimi devirmek ve geleceğinizi güvence altına almak için birleşin” sözleri, İran içindeki etnik ve toplumsal fay hatlarına doğrudan seslenen bir müdahale çağrısıdır. Bu, klasik bir askerî operasyonun ötesinde, iç dinamikleri harekete geçirmeye dönük psikolojik ve siyasî bir stratejiye işaret ediyor.
Ancak tarihsel örnekler, rejim değişikliği söyleminin askerî müdahale kadar planlama ve örgütlenme gerektirdiğini gösteriyor. 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden önce ABD’nin, başta Kürtler olmak üzere Iraklı Şii ve Sünni muhalif gruplarla yaklaşık iki yıl süren yoğun bir temas yürüttüğü biliniyor. Bu süreçte muhalif yapılar siyasî, askerî ve diplomatik olarak desteklenmiş; savaş sonrası yönetim modelleri üzerinde çalışmalar yapılmıştı. Buna karşılık İran örneğinde, benzer ölçekte örgütlü ve bütüncül bir muhalefet altyapısının hazırlandığına dair somut kanıtlar bulunmuyor.
İran muhalefeti oldukça parçalı bir yapı sergiliyor: diaspora örgütlenmeleri, monarşi yanlısı çevreler, reformistler, sol-liberal gruplar, Kürt, Beluc, Azeri ve Arap temelli hareketler arasında ortak bir merkezî koordinasyon bulunmuyor. Bu durum, rejim sonrası döneme ilişkin net bir güç alternatifi oluşmasını zorlaştırıyor.
İslam rejiminin toplumsal ve kurumsal dayanakları da göz ardı edilemez. Rejimin ideolojik tabanı, Devrim Muhafızları, rejim yanlısı güvenlik bürokrasisi ve dinî-ideolojik kurumların oluşturduğu güç ağı, yalnızca bir askerî operasyonla dağılabilecek bir yapı değildir. İran devleti, klasik bir otoriter yönetimden ziyade, ideolojik, askerî ve ekonomik damarları iç içe geçmiş bir sistemdir.
İsrail ve ABD’de bazı çevrelerin monarşist Reza Pehlevi’yi öne çıkarması da dikkat çekicidir. Pehlevi’nin İsrail’i tanıyacağı ve ABD ile yakın ilişkiler kuracağı yönündeki açıklamaları, bu desteğin temel motivasyonlarından biri olarak görülüyor. Ancak birçok analistin vurguladığı gibi, Pehlevi İran içinde örgütlü ve disiplinli bir monarşist harekete sahip değildir. Reformist, liberal, solcu, Kürt, Beluç ve Azeri etnik muhalif gruplarla ilişkileri neredeyse yoktur. Hatta bu bileşenlere karşıdır. Bu grupların önemli bir kısmı monarşiyi açık biçimde reddediyorlar. Dolayısıyla İran’ın geleceğinde tek ve belirgin bir alternatif grup ve lider figürü bulunduğunu söylemek gerçekçi görünmüyor.
Öte yandan 5 Ocak’ta Kürdistanlı beş siyasal partinin bir araya gelerek olası bir rejim değişikliği senaryosuna karşı siyasî ve ulusal düzeyde bir yol haritası oluşturma kararı alması önemlidir. Bu adım, merkezî muhalefet yapılanmasının zayıflığı karşısında bölgesel aktörlerin kendi gelecek senaryolarını hazırlama arayışına işaret ediyor.
Olası bir rejim değişikliği durumunda Kürdistan bölgesi, Belucların yaşadığı güneydoğu, Arap nüfusun yoğun olduğu Huzistan ve Azerilerin çoğunlukta bulunduğu kuzeybatı bölgelerinin yerel aktörlerin fiilî kontrol alanlarına dönüşme ihtimali bulunuyor. Buna karşılık, Fars nüfusun yoğun olduğu merkezî bölgelerde iktidar mücadelesinin daha sert, karmaşık ve uzun süreli olması muhtemeldir.
1979’da Şah’ın devrilmesinin ardından 1979–80 döneminde Kürt güçlerinin Doğu Kürdistan’da Mahabad, Paveh, Saqqez, Senendec ve Merivan gibi merkezlerde kontrol sağladığı hatırlanmalıdır. Bugün benzer bir tablo ortaya çıkarsa, İsrail ve ABD’nin Kürtler ya da Beluclar için Irak’ta Güney Kürdistan veya Suriye’de Rojava Kurdistanı benzeri bir güvenlik garantisi verip vermeyeceği belirsizdir. Böyle bir güvenceye dair açık bir taahhüt bulunmuyor.
Sonuç olarak, İsrail ve ABD’nin ikinci saldırısında rejim değişikliği hedefinin açıkça telaffuz edilmesine rağmen, bu hedefi destekleyecek örgütlü bir iç yapılanma henüz görünür değildir. Muhalefetin parçalı yapısı, merkezî bir geçiş planının yokluğu ve rejimin kurumsal dayanıklılığı dikkate alındığında, askerî baskının tek başına siyasal dönüşüm üretmesi oldukça güç görünüyor.
Bu noktada temel soru şudur: Eğer İsrail ve ABD gerçekten İran’da rejim değişikliğini hedefliyorsa, neden İran muhalefetiyle açık ve kurumsallaşmış bir iş birliği süreci yürütmediler? Daha da önemlisi, mevcut askerî müdahale, İran’da sürdürülebilir ve istikrarlı bir yeni siyasal düzen inşa edecek kapasiteye gerçekten sahip midir?
Bu soruların yanıtı netleşmeden, askerî operasyonların rejimi değiştirme kabiliyeti ciddi bir belirsizlik taşımaya devam edecektir.
X: @cetin_ceko
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:31:29































































































































































































