Kavramların İçlerinin Boşaltılması ve Adı Geçen Kavramların Ahlaki ve Vicdani Olarak Hiçleştirilmesi (1)
'' Musul, Diyala ve Selahaddin de hatırı sayılır Kürt nüfus var. Peki Musul başta olmak üzere, bu yerleşim yerlerinde, neden demokratik dönüşüm uygulanmıyor? Bu büyük ve etkili illerde neden hep Araplar Vali oluyor? Bu dezenformasyonları ve manipülasyonları yapan bu Kürt aydın ve yazarların bu sorularımıza verebilecekleri cevapları var mıdır? ''

Bu makalemizde, binlerce yıllık evrensel insanlık değerleri olarak tanımlanmış ve günümüz koşullarında demokrasi, özgürlük, hak ve adalet olarak formüle edilerek tanımlanmış bu kavramların özellikle Ortadoğu gibi evrensel demokratik teamüllerinin esamisinin okunmadığı, ahlaki ve vicdani kuralları tanımayan yönetimlerinde bu kavramların içlerinin nasıl boşaltılarak ayaklar altına alındığı, bu durumun Müslüman devletler ve bu ülkelerdeki siyasi oluşumlar tarafından kendilerince dini motiflerle süsleyerek nasıl araçsallaştırıldığı üzerinde bazı analizler yapmaya çalışacağız. Bu analizlerin odağında da yüz yıldan fazla bir zaman diliminde çok büyük mağduriyetlere maruz kalmış, uzun bir süre bu zulüm ve katliamlara katlanmak zorunda kalmış, yok sayılan ve zaman zaman katliam ve soykırımlara uğratılan Kürtlerin kendi tarihsel yanlışlıkları, aymazlık ve yetmezliklerinin bunda çok büyük payının olduğunu da hesaba katarak özetlemeye çalışacağım.
Önce Kürt cephesinden olaya bakalım. bu son savaşta, devletsiz ve dostsuz-desteksiz oldukları için çok ciddi bir tehditle tekrar karşı karşıya kalmaları nedeniyle birkaç söz etmemiz gerekiyor. Amerika'nın 1990’ların başında, bölgenin en zalim ve en kanlı diktatörlerinden biri olan Saddam Hüseyin'in devirmesiyle, yüzbinlerce insanını ulusal özgürlük uğruna kurban vermiş Kürtlere bir ulusal ulusal kurtuluş penceresi açılmıştı. Saha da gözlerini kırpmadan ölüme atlayan Kürtler, Devletleşme ve diplomasi konusunda hiç te iyi bir sınav veremediler. Güney Kürdistan'ın iki büyük siyasi partileri olan PDK ve YNK arasında, bölgesel, aşiretsel ve parti çıkarları, ulusal çıkarların yine önüne geçti. Bu süreçte "Birakujî" adı verilen kardeş kanı döktüler. Amerika onları zorla yan yana getirip el sıkıştırdı (Celal Talabani ve Mesud Barzani) Irak parlamenter demokrasiye dayalı federal bir devlet oldu. Federal anayasa da iki ulus öncelendi. Araplar ve Kürtler. Anayasaya göre Cumhurbaşkanlığı makamı Kürtlere, Başbakanlık Şii Araplara, meclis başkanı da Sünni Araplara ayrıldı. Irak anayasasının 140. maddesi, Federal cumhuriyetin-Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan federe yönetimine bağlanması gereken bazı tartışmalı yerleşim yerlerinin 2007 yılına kadar referandum yapılarak konumlarının belirlenmesini kayıt altına almıştı.
Bunların başında petrol bölgesi Kerkük ve tarihi bir kent olan Ninova (Musul) geliyordu. Bu iki kent te de Kerkük'te ağırlıklı olarak diğer kentlerde de Araplardan sonra en kalabalık nüfus Kürtlerdi. Araplar ve Türkmenler ile Türkiye ağırlığını koyarak anayasanın bu 140. maddesini işletmediler. Bu yerleşim yerlerinin statüsü belirsiz kalırken, tasarrufunu Irak merkezi yönetimi üstlendi. Vali seçimi günümüze kadar hep Kürtler kazandı (Kerkük) Kerkük Kürtlerinin büyük çoğunluğu seçimlerde YNK listesindeki adayları destekledi. Kürdistan Yönetimi 2017 yılında Kürdistan'ın bağımsızlığını referanduma sundu. %90'a varan bir oranla bağımsız olma talebi kabul edildi. Fakat büyük küresel güçlerin özellikle, Amerika konjonktürel, İran ve Türkiye'nin de, kendi Kürt sorunları nedeniyle karşı çıkmaları nedeniyle bu talep karşılık bulmadı. Akabinde, Celal Talabani’nin Ölümüyle, İran'ın çok büyük etkisi altında olan YNK, yönetimi (Talabani ailesi) İran'ın eli kanlı celladı Kasım Süleymani ile yaptıkları gizli anlaşma ile vekil güç Haşdi Şabi'yi devreye koyarak, YNK peşmergelerini Kerkük'ten çekerek, Kerkük'ü onlara teslim ettiler.
Kürt nüfus çoğunlukta olduğu için vali seçiminde YNK listesinden bir Kürt seçiliyordu. Şimdi de, YNK'nin muhtemel olarak İran ve Türkiye ile yaptığı gizli anlaşmalarla Kerkük'ün kendi valilerini istifa ettirerek valiliği Bir Türkmen adaya teslim edecekler. Bunun adına da "Demokratik temsiliyet" adını verdiler. Sanırım bu sözler size yabancı gelmeyecek. Apocu zihniyetin Kürtlerin hiç bir siyasi statü elde etmemeleri için, yumurtladıkları "Demokratik konfederasyon" "demokratik ulus" (Ulusun devletsiz kalması koşuluyla) "Demokratik entegrasyon" "Demokratik cumhuriyet" gibi uluslararası devletler hukukunda ve literatüründe yeri olmayan saçmalıklar silsilesi kavramlarla, Kürtleri ulusal ve demokratik haklardan mahrum bırakmaya yönelik manipülasyonlara sarıldılar. Bu saçmalıkları Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan'ında on binlerce genç Kürdün hayatına ve yüzbinlerce Kürdün göç yollarına düşmesiyle sonuçlanmıştı. Kürtler hala kendilerine yaşatılan bu saçma ihanetlerin acısını yaşıyor. Üzüldüğüm nokta şu. Sosyal medya da ve kendi sayfalarında ahkam kesen kalem üzerinde demagoji yapan bazı sözde Kürt aydın ve entelektüel geçinen kesime yanıyorum.
Mesud Barzani’nin son derece haklı ve demokratik itirazlarını yerin dibine batıran bu kesimlerin, ağızlarından düşürmedikleri "demokrat" olma durumlarının ne kadar yavan ve sahte oldukları da ortaya çıkmış oldu. Bu durumu demokrat bir bakış açısıyla ve hakkaniyetle irdeleyelim. Irak anayasasında Cumhurbaşkanı makamının Kürtlere ayrıldığını yukarıda açıklamıştık. Irak'ın yeni federal cumhurbaşkanlığına PDK ve YNK mutabakatıyla Mam Celal yani YNK lideri o makama oturtuldu. Uzun süre ve sağlığı elverdiği ölçüde de o makamda oturdu. Çok iyi bir politikacı ve aynı zamanda iyi bir diplomat olan Mam Celal'e PDK ve Mesud Barzani saygı gereği o makam için ölünceye kadar hak talep etmediler. Şimdi o ortada yok. Kürt toplumu da diğer ulus ve toplumlar gibi farklı siyasi düşünceye ve parti anlayışına sahiptirler. Bu makam Irak anayasa amellerine göre Kürtlere tahsis edilmiş. Bu veya şu Kürt partilerine değil. Bütün gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi bu makama atama için Kürdistan partilerinin kendi aralarında yapılan bir seçim ile belirlenmesi en adil durumdur. Bazıları şunu söylüyor; "Eee Kürdistan federe yönetimi de PDK ve Barzanilerde" Evet. O zaman sorduğumuz şu soruya da samimi bir cevap verin; Kürdistan yönetimine yönelik seçimlerde YNK tek başına iktidar olacak kadar seçim kazanırsa, PDK ye; "Irak Cumhurbaşkanlığı bizde, Kürdistan yönetimini de biz size bırakıyoruz" derler mi? Demezler. Çünkü bu Siyasetin tabiatına aykırı bir şey olur.
Gelelim Kerkük Valiliğinin "Demokratik dönüşüm" safsatasıyla rotasyon şeklinde Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasında yönetilmesine. 2025 seçimlerinde Kürtler 6 milletvekili, Araplar 3 Türkmenler 2 Milletvekili çıkardılar. Şimdi Kürtler her iki etnik köken partilerden daha fazla oy almalarına rağmen adına "Demokratik dönüşüm" dedikleri şeyi niye uygulasınlar ki. Yoksa bu kapalı kapılar ardında yapılmış pazarlıklarda bir diyet borcu muydu? Ben komplo teorilerini hiç sevmem ama böylesi saçma gerekçeler bunları akla getiriyor. Mesela Musul, Diyala ve Selahaddin de hatırı sayılır Kürt nüfus var. Peki Musul başta olmak üzere, bu yerleşim yerlerinde, neden demokratik dönüşüm uygulanmıyor? Bu büyük ve etkili illerde neden hep Araplar Vali oluyor? Bu dezenformasyonları ve manipülasyonları yapan bu Kürt aydın ve yazarların bu sorularımıza verebilecekleri cevapları var mıdır? Varsa Lütfen kendi sayfalarında paylaşsınlar. Dünyanın en demokratik ülkelerinde bile, demokratik seçimler yerine, azınlıkta olan etnik, inanç veya toplumsal kesimlere rotasyon şeklinde iktidar bahşedildiği nerde yazıyor. Irak anayasa hükmü gereği, Kürt kontenjanı olan Cumhurbaşkanlık makamı, demokratik seçim teamülleri gereği, hangi Kürt partisi fazla oy alırsa onun hakkıdır. Bunun başka izahı yoktur.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:03:10





























































































































































































