Ortadoğu'da ve Bu Topraklarda Gerçek Anlamda Yaşananlar Nedir? (1)

''Sorunun temelinde, 1916 yılında dönemin dünya hakimi iki emperyal gücün (İngilizler ve Fransızlar) mevcut dünya nizamı ve imparatorluklar arası toprakların yeniden paylaşılması ve dizaynı amacıyla yapıldı.''

18 Kasım 2025 - 15:36
18 Kasım 2025 - 15:36
 0
Ortadoğu'da ve Bu Topraklarda Gerçek Anlamda Yaşananlar Nedir? (1)

21. yy'in ilk çeyreğinde yaşananlar ile genel olarak Ortadoğu'da özel olarak ta "Türkiye" adı verilen ülkede yaşananların tam olarak ne olduğu sorusunun cevapları bilinmeden bugünün ne olduğunu da anlayamayız. Biz mümkün mertebe bunları özetlemeye çalışacağız. Sorunun temelinde, 1916 yılında dönemin dünya hakimi iki emperyal gücün (İngilizler ve Fransızlar) mevcut dünya nizamı ve imparatorluklar arası toprakların yeniden paylaşılması ve dizaynı amacıyla yapıldı. Kendilerinin mutlak hakimi oldukları bir düzenin oluşturulması için yapılan gizli bir anlaşma (Sykes-Picot) ile ucube bir tablonun ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Üç kıtaya yayılmış ve aynı zamanda Avrupa'nın Ortalarına kadar gitmiş (Viyana) İslam'ın Sünni şeriatına dayalı bu imparatorluğun dünya hakimi iddiasında bulunan, Batı'nın inanç ve kültürünü tehdit eden bir duruş sergiliyordu. Savaş sonucu bu İmparatorluk yıkılarak, mirası üzerinde yükselecek devletin, İslam cihadından vazgeçecek, adı cumhuriyet olan, laikliği anayasasına koyan (Gerçi laiklik bu ülkede hiç bir zaman kurum ve kurallarıyla uygulanmadı. Hep kağıt üzerinde göstermelik olarak kaldı) ve seküler yaşam tarzının benimsenmesini esas alan bir devlet organizasyonu istiyorlardı. Aslında yüzlerce yıl, İslam şeriatı altında yaşayan ve zihinlerinin bu şekilde şartlandırıldığı tebaa bir topluma, tabandan gelen bir istek ve arzu ile uygulanabilirliği yoktu. İşte tepeden böylesi bir yaşam tarzı dayatılacaktı. Nitekim öyle de oldu. Devletin ideolojik resmi yalanlarında ve Kemalistlerin yalanlarla süsledikleri "Yedi düvele karşı savaşmış ve bağımsızlığını almış kahraman bir millet" ifadesi gerçekleri yansıtmıyor ve çokta komik bir iddia. 1915 yılında Çanakkale meydan savaşı dışında, İngiliz ve Fransızlara sıkılmış tek kurşun yok. (Münferit bir kaç olay dışında. bizim sözünü ettiğimiz örgütsel ve kurumsal kararlarda verilmiş bir savaş kararı yok) Batıda, Yunanlılarla ve Adana ile Maraş'ta Fransız üniforması giymiş Ermeni çeteleri ile, doğu da ise Rus işgali sırasında Rus ordusuyla hareket eden Ermeni örgütleri militanları ile küçük çaplı çatışmalar var. Yani yaşananlar bir iç savaş. Emperyalistlerle savaş, onları kovma gibi bir şey söz konusu değil.

Sykes Picot gizli antlaşmasını yürürlüğe koyan bu iki devletin kestiremedikleri bir gelişme ile karşı karşıya geldiler. 1917 yılında Bolşeviklerin öncülüğünde bir ayaklanma ile Çarlık devrildi ve bu ülkede şimdiye kadar teoride kalan ve siyasi arenalarda adından bahsedilen sosyalist bir sistem kurulduğu duyuruldu. Bu beklenmeyen durum, hesapları alt-üst etti. Bu durum siyasal ve ideolojik karakteri gereği Kemalist rejime muazzam bir imkan sağladı. Ülkenin bu jeopolitik konumu, yanı başında kurulan ve iki emperyal gücün temel ideolojik düşmanı bir sistemin muazzam geniş bir coğrafya ve nüfusa sahip Rusya gibi bir ülkede vücut bulması bu iki süper gücü bir ikileme soktu. Hesapları, Osmanlı imparatorluk merkezi coğrafyasında İç Anadolu'da, küçük ve izole bir Türk devleti, güney karasal toprakları üzerinde bir Kürt devleti, Karadeniz'de Pontus Rum devleti, doğudaki geniş bir alanda Ermeni devleti amaçlanıyordu. Bu hesap bozulduğu için, Kemalist rejimin pragmatist siyasi davranışları, Hem Sovyet Rusya ve Hem de batıya göz kırpması, bunları zorunlu bir plan değişikliğine gitmeye zorladı. Onun için Lozan'da Kemalistlerin önüne bu harita ve siyasi talepleri dayatarak onlara kabul ettirdiler. Gerek tek adam diktatörlük döneminde, gerekse 2. dünya savaşı sonrası yine batının dayatmasıyla çok partili sisteme geçişleri tekçi ve inkarcı sistemin demokrasiye olan inançları değil dayatılan zorunluluklardan kaynaklı geçişlerdi.

Sykes-Picot yapay devlet sınırları ancak yüz yıl dayanabildi. Bu sınırların haritalarını çizen batılılar, Sovyetlerin palazlanıp, soğuk savaş döneminde, ideolojik sistemlerini ve kültürlerini ciddi tehdit etmeye başlamasıyla. Ortadoğu'daki kurdukları yapay manda krallık ve emirliklerde süreç içinde palazlanan ordu içinde ve üst düzey bürokrasideki aşırı milliyetçi unsurları harekete geçirerek Sovyet blokuna yaklaştırdı. Ardından askeri darbelerle yönetimi ele geçirdiler. İran'da Muhammed Musaddık (seçimle) Mısır, Irak, Libya, Suriye ve Afganistan da ise askeri darbelerle Sovyet yanlısı aşırı milliyetçi diktatörlükler kuruldu. Bu aşırı milliyetçiler, Arap ve Fars olmayan millet ve inanç topluluklarına yıllarca kan kusturup onları soykırımlara varan katliamlardan geçirdiler. Mazlumların sözde savunucusu Sovyetler bu katliamları yapan diktatörleri destekledi. Amerika ve diğer batılı devletlerin siyasi stratejistleri, bu tehdit karşısında "Yeşil Kuşak" adı verilen İslami duyarlılığı olan siyasi kesimleri desteklenip donatılarak, Sovyet yanlısı bu aşırı milliyetçi ve ırkçı rejimleri zayıflatmak ve yıkmak için harekete geçirdiler. Bu "eğit-donat" stratejisi istek ve arzularını önemli ölçüde karşıladı. Tam bu sırada, yıkılmaz gibi görünen Sovyetler, pes edip havlu atarak çöktü. Herkes buna şaşırdı. Sovyet tehdidi bittikten sonra, batının desteklediği cihadistler Afganistan'da iktidara geldiler, Ortadoğu'da da önemli mevziler kazanmışları. Sovyet çöküşünün geriye dönemez duruma geldiğini gören batı, Bu fundamentalist barbarlara "harç bitti amele paydos" diyerek silahları teslim edin dediklerinde, bu cihatçı vahşiler; "Bu o kadar kolay değil, daha karpuz keseceğiz" diyerek bu silahları bu kez onlara çevirdiler. Bu tarihsel gerçeklerin özetini bilmeden bu günleri ve neler yapılmak istendiği konusunu anlayamayız (devam edecek)


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1166 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 22:24:32