Suskunluğun İçinden Yükselen Ses: Bir Kadının Hafızasında Acı ve Amedspor
Benim hikâyem bir köy yolunda başlar.
Tozlu, yarım bırakılmış bir yol…
Arkamızda kilidi kırık kapılar, önümüzde nereye gittiğini bilmediğimiz bir hayat.
Bir gece geldiler.
Hangi yıl olduğunu hatırlamıyorum artık; çünkü o yıllar birbirine benzerdi.
Ama şunu çok iyi hatırlıyorum: Annemin ekmeği tandırdan yarım çıkarması, babamın bir daha aynı sessizlikte konuşmaması…
Biz o gece sadece evimizi değil, dilimizi de biraz geride bıraktık.
Faili meçhul dediler adına.
Sanki faili yokmuş gibi…
Oysa biz biliyorduk, bir insanın yokluğu en çok onu sevenlerin kalbinde iz bırakır.
Kadınlar bilir.
Biz, mezarı olmayanların yasını tutmayı da biliriz.
Yıllar geçti.
Acı kabuk bağladı ama unutulmadı.
Sonra bir gün, hiç beklemediğim bir yerden bir ses geldi:
Stadyumdan.
Amedspor sahaya çıktığında, sadece bir takım çıkmıyordu aslında.
Bir şehir çıkıyordu.
Bir dil, bir hafıza, bir bastırılmışlık çıkıyordu sahaya.
Diyarbakır’da yüzbinlerin aynı anda ayağa kalktığı günleri gördüm.
O kalabalık bana yas törenlerini hatırlatmadı ilk kez.
Sevinci hatırlattı.
Ama bu hikâye sadece sevinçten ibaret değil.
Bursa’da oynanan maçta tribünlerden yükselen sloganları duyduğumda, yıllar önceki korku geri geldi.
Sakarya’da, deplasman yolunda yaşanan gerginlikleri izlediğimde, “hiçbir şey değişmemiş” dedim içimden.
Bazı şehirlerde bir futbol takımı değil, bir kimlik karşılanıyordu sanki.
Ve o kimlik hâlâ sorgulanıyordu.
Bir kadının hafızası kolay silinmez.
Ben tribünde atılan bir sloganla, yıllar önce kapımıza dayanan korkuyu aynı yerde hissedebiliyorum.
Ama yine de inkâr edemem:
Bir şey değişiyor.
Eskiden çocuklarımıza “sus” diyorduk.
Şimdi onlar bağırıyor—ama bu kez sloganla değil, tezahüratla.
Eskiden gençler kayboluyordu.
Şimdi gözümüz onların koştuğu sahada.
Amedspor artık sadece bir kulüp değil.
Bu, yıllardır bastırılmış bir hikâyenin başka bir dilden anlatılmasıdır.
Silahsız, slogansız ama güçlü bir dil…
Futbolun dili.
Ve belki de bu yüzden bazılarını rahatsız ediyor.
Çünkü bu hikâye artık inkâr edilemiyor.
Ben bir anne olarak şunu istiyorum:
Oğlum bir gün deplasmana gittiğinde korkmasın.
Forması yüzünden değil, sadece tuttuğu takım yüzünden konuşulsun.
Bu çok mu zor?
Belki değil.
Ama kolay da değil.
Çünkü yüzleşmeden normalleşme olmaz.
Acıyı görmeden barış kurulmaz.
Yine de umut inatçıdır.
Biz kadınlar gibi…
Bir gün, Amedspor bir şehre gittiğinde, tribünlerde nefret değil merak olacak.
Bir çocuk, o formayı görünce “neden?” diye değil, “hangi oyuncu?” diye soracak.
İşte o zaman anlayacağız:
Bu sadece futbol değildi.
Bu, bir halkın kendini yeniden anlatma biçimiydi.
Ve ben…
Yıllarca susmuş bir kadın olarak ilk kez şunu söyleyebiliyorum:
Acı hâlâ burada.
Ama artık tek başına değil.
Yanında umut var.
Ve o umut, bazen bir gol sevincinde çoğalıyor.
Her bijî Amedspor.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 20:37:13
