Musa Anter'in ve Kürdlerin Yaşamında "Dicle"
Dicle ve Fırat, Kürdler için birer nehir olmaktan öte anlam taşır. O yüzden Kürd şiirinde, edebiyatında çokça yer alır. İki nehir, Kürd edebiyatında adeta Kürdistan ülkesini temsil ediyor. Musa Anter için “Dicle” vatanla eş değerdir.

Bundan önce, “SESSİZLİĞİN İÇİNDEKİ SESLER” yazı dizisi içinde “Dicle Talebe Yurdu” ve “Dicle Kaynağı Gazetesi” başlıklı iki yazımızda, Musa Anter’in bu kuruluşlardaki rolü ve “Dicle” adının onun yaşamındaki yeri, özellikle dikkatimizi çekti.
“Dicle nedir?” sorusuna, elbette, her şeyden önce, “Dicle, büyük bölümü Kürd coğrafyasında akan büyük bir nehirdir.” cevabı verilebilir. Bu nehrin adı antik çağda, Yunanca akmakta olan su anlamındaki “tigris” olarak bilinir. Ancak bu yazıda konumuz bu değil; konumuz, Dicle’nin Kürd bilgesi Musa Anter’in yaşamındaki ilginçliği ve Fırat’la olan ilişkisi olacak.
“Dicle”, Kuzey Kürdistan’daki bazı kaynaklar ve derelerle başlayarak, Diyarbakır’ın hemen önünden boydan boya geçip, çeşitli kollarla büyüyerek, Basra Körfezine dökülmeden önce Fırat nehri ile birleşen önemli bir nehirdir. Dicle adeta Diyarbakır’la özdeştir. Diğer taraftan, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölge, uzun tarihi süreçlerden bu yana “Mezopotamya” olarak bilinir ve Kürdlerin kadim yerleşim alanıdır. Elbette, çeşitli tarihsel süreçlerde, bu bölgede farklı halklar yaşamış ama hiçbiri, Kürdler kadar bu bölgede kalıcı olamamıştır.
Kürd coğrafyasını sulayan “Dicle” ve “Fırat”, iki kardeş gibidir; yumuşak akan Dicle, kız kardeş; daha şiddetli akan Fırat, erkek kardeş. O yüzden, Dicle kız çocuklarına, Fırat erkek çocuklarına verilen adlardır. Bazen böyle olmayabiliyor da. İşte bu yazıda konumuz olan Musa Anter’in küçük çocuğu, erkek olmasına karşın adı Dicle’dir.
Musa Anter liseyi bitirip İstanbul’a gittiği 1941 yılında “Dicle” adlı öğrenci yurdunun kurulma çalışmaları yeni bitmişti. Dicle Talebe Yurdu adlı bu kuruluşun başında değerli Kürd aydını Mustafa Remzi Bucak vardı. Musa Anter de hem öğrenci hem iş yapan biri olarak yurdun yönetiminde M. Remzi Bucak’ın yardımcısı olarak görev aldı. Sonraki süreçlerde, Kürd öğrencilerinin yaşamında ve Kürd ulusal mücadelesinde önemli bir yeri olan bu yurtla, en çok onun adı anıldı.
Öğrenci ve yurt yöneticisi olarak çalışırken aynı zamanda genç yaşta başarılı bir iş insanı, bir işletmeciydi.1943 yılında “Fırat Öğrenci Yurdu”nu açtı. Öğrenciydi, işletmeciydi ve artık devletin dikkatini çeken bir “Kürdçü”ydü!
Musa Anter’in 1948 yılında, Dicle Talebe Yurdu’ndaki bazı öğrencilerle birlikte, bu kez “Dicle” adını, İstanbul’da çıkarttıkları bir gazetede kullandılar. “Dicle Kaynağı Gazetesi” adı verilen gazete, aynı zamanda Kürdlerin Türkiye Cumhuriyeti döneminde yayımladığı ilk gazete olarak da bilinmektedir. (İhsan Nuri’nin Ağrı ayaklanması sırasında, 1929-1930 yıllarında illegal olarak, savaş içinde “Agrî” ve “Gaziya Welat” adlı iki yayın organını, gazete veya bülten olarak yayımladığını da biliyoruz.)
Kırklı, ellili yıllarda İstanbul ve Ankara’da Kürd üniversite gençliğinin düzenlediği gecelerinin adı da Dicle Gecesi-Şeva Dîcle oluyordu. Sonraları, bu gecelere “Doğu Geceleri” dendi; daha sonra, genellikle bu gecelerde şehir adları kullanıldı.
Musa Anter’in Oğlunun Adının “Dicle” Olmasının Hikâyesi
Dicle, 1950 yılında doğan Musa Anter’in üçüncü ve son çocuğunun adıdır aynı zamanda. Musa Anter, oğluna bu adın verilmesini şöyle açıklıyor:
“Biz her yıl, İstanbul’da Newroz’a benzeyen bir DİCLE gecesi tertipliyorduk. O seneki geceye, daha reisicumhur olmayan Celal Bayar’ı da davet ettik. Kendisiyle Dr. Mükkerem Sarol ve Cihat Baban da gelmişti. Geceyi ben idare ettiğim için aynı masada oturuyorduk. Celal Bayar'dan nefret etmeme rağmen, onları politik olarak ben ağırlıyordum. Kapıya adam koymuş, hanımımdan haber beklerken Zeynep Kâmil Hastanesi'nden beni telefona çağırdılar. Telefonda, bir oğlumun dünyaya geldiğini söylediler. Meğer ben sabahleyin evden çıkınca, hanım rahatsızlanmış, akrabaları hanımı Zeynep Kâmil’e götürmüşler.
Arkadaşlarım bu güzel haberi duyunca mikrofonun başına geçerek şöyle bir anons verdiler. ‘Sayın misafirlerimiz; bu gecemizi iki bayram olarak kutluyoruz. Zira şimdi müjdesini aldık ki Musa Anter ağabeyimizin bir erkek çocuğu olmuş. Kendisine dahi sormadan, adını Dicle koyduk. Reyinize sunuyoruz. Kabul edenler...’ Etmeyenlere kalmadan, Celal Bayar dahil herkes ayağa kalkarak şiddetli bir alkış tuttu. Ben de mikrofona çıktım, oğlumun adını iftiharla kabul ettiğimi söyledim. Ve Melayê Cizirî’nin divanından şu beyti okudum: ‘Feyza me weke Nîl e, lê em Dîcle û Ferat in.’ (Feyzimiz Nil gibidir ama biz Dicle ve Fırat’ız.) Tabii Celal Bayar bir şey anlamadı ama salon alkıştan çınladı.”
Burada belirtilen Dicle Gecesi, 30 Mart 1950 tarihinde Taksim Belediye Gazinosu’nda gerçekleşmiştir. Yukarıdaki tarihi fotoğraf o geceden. En solda, gözlüklü, yan profilden görünen Musa Anter, yanında Celal Bayar, diğer yanda gazeteci Cihat Baban, arkalarında ayakta duran emekli yargıtay üyesi Abdurrahman Hilmi Seçkin.
“Dicle Gecesi” adlı bu etkinlik, bir yıl önce (1949), Newroz günü olan 21 Mart’ta denk getirilmiş ve Dicle Talebe Yurdu’nun 10.cu kuruluş yıldönümüyle birlikte kutlanmıştı.
“Dicle” adı her yerde
- “Dicle”, 1910 yılında Diyarbakır’da yayımlanan bir gazetenin adıdır. (89.sayıdan sonra “Diyarbekir Dicle” olarak değiştirildi.)
- “Dicle”, 1925 yılında “Yeni Dicle” adıyla yayımlanan gazetede kullanıldı.
- “Dicle”, 1939 yılında, İstanbul’da Kürd talebeleri için kurulan yurdun adıdır.
(Dicle Talebe Yurdu)
- “Dicle”, 1948’de, Musa Anter’in öncülüğünde İstanbul’da yayımlanan Kürdlerin cumhuriyet dönemindeki ilk gazetesinin adında kullanılmıştır. (Dicle Kaynağı gazetesi)
- “Dicle”, 1953’te Diyarbakır’da yayımlanan günlük gazetenin adıdır.
- “Dicle”, Kürd öğrencilerin düzenledikleri gecelerin adıdır. (Dicle Geceleri)
- “Dicle”, Türkiye Devleti’nin Şeyh Said kıyamında büyük önemi olan Diyarbakır’ın Piran ilçesine verdiği addır.
- “Dicle”, 1962’de, Edip Karahan’ın yayımladığı dergi adının yarısıdır! (Dicle-Fırat Dergisi)
- “Dicle”, 1970’te Diyarbakır’da kurulan üniversitenin adıdır. (Dicle Üniversitesi)
- “Dicle”, 30 Mart 1950’de doğan, Musa Anter’in en küçük çocuğunun adıdır…
Osman Sabri’den Dicle û Firad Şiiri
Suriye’de yaşayan Semsur’lu (Adıyaman) Kürd şairi Osman Sebrî, Musa Anter’in dostuydu, 1948 yılında İstanbul’da yayımlanan Dicle Kaynağı gazetesinde şiirleri yayımlanıyordu.
Osman Sabri, 1963’te Edip Karahan’ın sorumluluğunda İstanbul’da yayımlanan Dicle-Fırat Gazetesi için özel olarak yazdığı, "Dicle û Firad" başlıklı aşağıdaki şiirinde, Dicle ve Fırat nehirlerinin, Kürd tarihi ve kültüründeki önemini anlatıyor.
Şiir şöyle başlıyor: “Bilmem ne kadar zamandır, vatandan ayrıyım / Gönülden ve kalpten Dicle-Fırat âşığıyım.”
DİCLE Û FIRAD
Nizam bû çiqas bê dilê xwe dûrî welat im
Ji dil û kezeb evîndarê Dicle û Firat im
Ev çem ji bakur dadikevin wek du rehên jîn
Yek ta Bîrecîk, yê dî diçê nav diyarê Zîn
Melê Cezîrî îlhama xwe ji wî çemî distand
Gelek mirarî di peravên Dicle de civand
Ehmedê Xanî jî serekî ava wî vexwar
Li ser nivîsi serencama Memê birîndar
Feqiyê Teyran, Melê Batê pir şairên çak
Hespên xwe bezandin di saxa çemê çalak
Ger Dicle bi xwe kaniya zanîn û evîn bû
Firat pêgerra gelek şêrên pençê bi xwûn bû
Di qada rûmet û mêranî her bêhempa bûn
Herdem ji bo her pesnekê hêja û seza bûn
Min hêvî heye Dicle-Firat barê me rake
Di warê ziman li rojhelat xelkê me şa ke
Zimanê me yê paşdemayî çîçkî bide pêş
Va ye ji bo wî sipasên xwe ez dikim pêşkêş.
Dicle ve Fırat, Kürdler için birer nehir olmaktan öte anlam taşır. O yüzden Kürd şiirinde, edebiyatında çokça yer alır. İki nehir, Kürd edebiyatında adeta Kürdistan ülkesini temsil ediyor. Musa Anter için “Dicle” vatanla eş değerdir. O Dicle derken aynı zamanda vatan (welat) diyordu. Yalnız Musa Anter, Osman Sabri, Cigerxwîn değil, her Diyarbekirlinin, Dicle’ye ait bir şiiri, bir anısı vardır.
Bu yazı dolaysıyla, Musa Anter’i minnetle, saygıyla anarken yazımıza konu olan, “Dicle” adını taşıyan ve hâlen Batman’da oturan oğlu Dicle Anter’e de sağlıklı bir yaşam diliyoruz…
NOT: Bu yazı dizisi içinde, önümüzdeki iki hafta, aşağıdaki iki yazı yayımlanacaktır.
a) Sessizliğin İçindeki Sesler, 4.yazı: MUSTAFA REMZİ BUCAK (gelecek hafta)
b) Sessizliğin İçindeki Sesler, 5.yazı: YENİDEN UYANIŞIN ÖNCÜSÜ 49’LAR (sonraki hafta)
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:48:41





























































































































































































