ABD–İran Gerilimi: Savaş mı, Pazarlık mı?
''Olası bir ABD saldırısı kısa süreli ve “nokta operasyon” niteliğinde kalmazsa, çatışmanın Türkiye, Irak, Kürdistan, Suriye, Rojava Kürdistan'ı, Lübnan ve Körfez hattına yayılma riski bulunuyor. ''

ABD ile İran arasındaki gerilim yeniden yükselirken temel soru şu: Washington askeri müdahaleye mi hazırlanıyor, yoksa sert söylem üzerinden yeni bir müzakere zemini mi oluşturuyor? Mevcut tablo, doğrudan savaştan ziyade yüksek dozlu bir caydırıcılık ve pazarlık sürecine işaret ediyor. Ancak bölgesel ve küresel aktörlerin pozisyonu, bu denklemi son derece kırılgan hale getiriyor. Trump'ın son iki aylık İran halkına, rejim muhaliflerine yönelik söylem ve çağrılarına bakılırsa Washington’un Stratejisi Baskı Yoluyla Müzakere gibi görünüyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran’a yönelik müdahale, yaptırım söylemleri sertleşme düzeyinde kalması, sözünü tutmaması rejimin kitlesel şiddetle birlikte ev baskınları infazlarınada cesaret oldu.
Sonuçta Trump,“rejim saldırırsa müdahale ederiz” mesajı, bu iki retorik strateji ile sınırlı kaldı:
1-Ekonomik baskıyı artırarak rejimi tavize zorlamak.
2- Askeri seçenekleri masada tutarak caydırıcılık üretmek.
ABD’nin deniz kuvvetleri ve bölgedeki üsleri üzerinden yaptığı güç gösterisi, doğrudan işgalden çok, müzakere pozisyonunu güçlendirme amacı taşıyor. Washington’un İran’a karşı geniş ölçekli bir savaşa girişmesi; Çin ve Rusya faktörü, enerji piyasaları ve bölgesel istikrarsızlık maliyetleri nedeniyle yüksek risk içeriyor. Görünen o ki, İran müzakere sürecini uzatarak savunma altyapısını güçlendirme stratejisi izliyor. Özellikle Rusya ve Çin ile askeri ve teknolojik işbirliğini artırması dikkat çekiyor. İran’ın üyesi olduğu Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), doğrudan askeri bir ittifak olmasa da, Tahran’ın jeopolitik yalnızlığını kırma çabasının parçasıdır.
İran’ın Rusya’dan gelişmiş hava savunma sistemleri ve savaş uçakları temin etmesi; Çin’in radar ve erken uyarı kapasitesine katkı sağlaması, olası bir hava saldırısına karşı kapsamlı savunma modeline işaret ediyor.
Entegre hava savunma sistemi mantığı şu şekilde işliyor:
a) Uzun menzilli radar ve füze sistemleri stratejik tehditleri tespit eder.
b) Orta ve kısa menzilli sistemler ikinci savunma hattını oluşturur.
c)Taşınabilir hava savunma unsurları yakın savunma sağlar.
d)Tüm katmanlar radar ve komuta sistemleriyle birbirine entegredir.
Uzmanlara göre bu yapı, kısa süreli ve sınırlı bir operasyonu zorlaştırabilir. Ancak uzun süreli bir savaşta İran’ın ekonomik ve lojistik kapasitesi belirleyici olacaktır. Fakat İran mevcut baskıcı rejimle daha fazla toplumu idare etme şansı bulunmuyor. Ayrıca ne Moskova ne de Pekin, İran için ABD ile doğrudan bir silahlı çatışmayı göze alması beklenmiyor. Fakat İran’ın tamamen zayıflatılması ya da rejimin çökmesi de bu iki güç açısından stratejik kayıp anlamına gelir.
Suriye’yi kaybeden Rusya, İran üzerinden Orta Doğu’da denge unsurunu koruyor. Çin, ise enerji güvenliği ve Kuşak-Yol stratejisi açısından İran’ı kritik görüyor. Bu nedenle destek, büyük ihtimalle doğrudan savaşa girmek yerine savunma kapasitesini artırma ve diplomatik koruma düzeyinde kalacaktır. O nedenle Olası bir ABD saldırısı kısa süreli ve “nokta operasyon” niteliğinde kalmazsa, çatışmanın Türkiye, Irak, Kürdistan, Suriye, Rojava Kürdistan'ı, Lübnan ve Körfez hattına yayılma riski bulunuyor.
İran’ın vekil güçler üzerinden çoklu cephe stratejisi uygulama kapasitesi, savaşı bölgeselleştirebilir. Sonuçta enerji hatları ve Hürmüz Boğazı riski ile birlikte Körfez ülkeleri çatışmaya girebilir. Bölgesel kriz, küresel krizi etkilemesi kaçınılmaz olur. Bu durumda: En çok tehlike altında ve etkilenecek halk Kürdler gibi savunmasız etnisite ve inançlar olur. İsrail’de doğrudan hedef olduğu için Kürd siyasi hareketleri, hedef olan herkesle işbirliği ve teknik savunma talebinde bulunması gerekir.
Kürdler, Ulusal Bağımsızlığını kazanmak için her yöntemi kullanma hakkına sahiptir. Kürt Siyasi Hareketleri Açısından Olası Senaryolar. İran-Rojhilat Kürdistanı, Kürd siyasi hareketleri açısından en kritik meseledir. Olası bir rejim değişikliği ya da iç çatışma durumunda ulusal egemenlik haklarından ısrarcı olması ve alacağı pozisyon tayin edici olacak. Aksi halde Rojava Kürdistan'ın akıbetini yaşayabilir. Burada üç temel risk öne çıkıyor:
*Kürdlerin protesto süreçlerinde ön saflara itilerek ağır bedel ödemesi,
*Rejim sonrası denklemlerde dışlanma ihtimali,
*Büyük güçler arası pazarlıkta araçsallaştırılma riski, ve sonuç olarak ulusal egemenlik haklarına sahip olmama hali ilk akla gelen olgulardır.
O nedenle Kürd siyasi aktörlerinin:
*İç ve dış dinamikleri soğukkanlı analiz etmesi
*Ortak bir ulusal siyasi zemin oluşturması
*Taleplerini açık ve müzakere edilebilir bir çerçevede ortaya koyması
stratejik önem taşıyor. Bu süreçte İran’ın Rojhilat Kürdistanındaki beş siyasi hareketin resmi bir ittifak kurması ve kendilerini İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı adıyla kamuoyuna ilan etmesi önemlidir. Bu ittifakın temel hedefleri, ortak mücadele, Federasyon ve siyasi temsilin güçlendirilmesi üzerine kurulu. Açıklamalarda ulusal siyasi iradenin savunulması, Kürdlerin kaderini tayin hakkı ve İran’daki herkesin demokratik haklarının güvence altına alınması çelişkili olmakla birlikte önemlidir.
Ancak mevcut ittifak, İran’daki protesto dalgası ve rejime karşı genel memnuniyetsizlikle aynı döneme denk gelmesi ve yalnızca etnik talepler üzerinden değil, baskı koşulları ve bölgesel güç dengeleri göz önüne alındığında demokratik, federal bir perspektif olarak uluslararası aktörlerin desteğine muhtaçtır.
Belucistan; Beluc halkı-da Kürdler gibi parçalanmış ve doğu cephesi İran İslam Cumhuriyetin kolonyalist politikasıyla idare ediliyor. İran’daki Sistan ve Belucistan bölgesi, hem coğrafi olarak doğu cephesini temsil ediyor hem de protestoların ve etnik talep dinamiklerinin Kürdlerin ötesinde genişlediğini gösteriyor. Gerçekten de protestolar, sadece Kürd nüfusla sınırlı kalmayıp diğer etnik halkları da içeriyor. Bu durum, İran hükümetinin etnik periphery, olarak adlandırılan bölgelerde giderek daha sert baskı uygulamasıyla bağlantılı.
Uluslararası analizler, İran’daki etnik kesimlerin- hem Kürdler hem de Beluciler gibi-rejime karşı taleplerinin merkez-perifer ayrımını derinleştirdiğini belirtiyor. Bu da protesto hareketlerinin coğrafi olarak Tahran merkezli değil, kitlesel şiddetin yoğun olduğu Kürdistan ve Belucistan bölgelerinde yayıldığına işaret ediyor. Bu bağlamda Belucilerin durumu, sadece “başka bir grup” olarak değil, İran’daki çok uluslu baskı ve meşruiyet krizinin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Beluciler, devletin uzun süredir uyguladığı ayrımcı politikaların hedeflerinden biri ve bu bağlamda hem Kürdler hem de diğer etnik milletlerin taleplerini birleştiren bir siyasi potansiyel oluşturuyor.
Ortadoğu’nun tarihi, hesaplanmış gerilimlerin hızla kontrolden çıkabileceğini de gösteriyor. Küresel güçlerin dahil olduğu çok katmanlı bir denklemde, küçük bir askeri hata bölgesel savaşı tetikleyebilir. Sonuç olarak veriler, tarafların doğrudan ve uzun süreli bir savaşı göze alma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla asıl soru “Savaş çıkacak mı?” değil; “Gerilim hangi eşikte tutulacak ve ne tür çıkarlar karşılığında düğmeye basılacak sorusudur.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:26:16



























































































































































































