Ulus Hakkı!

''Haklarımız, ancak ulus hakkı çerçevede mütalaa ve müzakere olunabilir! Bunun dışında yapılan tanımlar, ileri sürülen "çözüm" söylemleri, ulus hatta uluslara barış ve hak eşitliğine, dostluğa ve dayanışma kavramlarına karşı hiledir, varlık inkarını ve hak ihlallerini amaçlar.''

15 Ocak 2026 - 09:37
15 Ocak 2026 - 09:37
 0
Ulus Hakkı!

 

Her milletin düşünen ferdi, kendi milletini tarihsel olarak savunur ve  milliyetçisidir... 

Milliyetçilik, ideolojiler, siyasetler üstüdür, doğal bir savunu ve yaşam refleksidir.

Doğal olmayan, korku atmosferi içinde ya da herhangi bir zor sebeple başka milletin milliyetçisi olmaktır.

Doğal olmayan şey, bir bireyi kendi milletini, kültürünü, dilini ve doğal  varlığını savunmaktan yani milliyetçisi olmaktan alıkoymaktır.  

Ulusal oluşum sürecinden, yaşanan zorlu  koşullar karşısında kendini, kendi milletine ait hissetmeyip,  milletini savunamayan kişi, ulusun bireyi ve üyesi  olmayı başaramayan ya da vazgeçen kişidir...

Bu ideolojiler, siyasetler üstüdür ve doğal bir reflekstir.

Doğal olmayan, korku atmosferi içinde ya da herhangi bir zor sebeple, kendi millet ve milliyetçiliğinden çıkarılarak,  "başka millete aitsin", "başka milletin milliyetçisi olmalısın" diye  zorlamaktır, kendine yabancılaştırmaktır... Yabancılaşma, aynı zamanda  insanlığın gelişmesine karşı durmaktır.

Ulusal oluşum sürecinden, yaşanan zorlu  koşullar karşısında kendini, kendi milletine ait hissetmeyip,  milletini savunamayan kişi, ulusun bireyi ve üyesi  olmayı başaramayan kişidir... Bunu yaratan bir işleyiş var ve bu reddedilmeden kişinin, toplumun, kendini bulması güçtür.

Kendini, "......kökenli" diye tanımlayıp,  ağırlıklı olarak geçmişine sünger  çekip vazgeçen ve "Kürt kökenli", "Laz Kökenli" vs. diyen, "Türkiyelileşme", "İranileşme", "Suriyelileşme", "Iraklılaşma" vb.  siyasi hedeflere  yönelenler, ister korkunun, ister asimilasyonun, ister sömürge ve jenosidal  koşulların sonucu, ister ekonomik ve başka  sebeplerle  kendi asilliğinden feragat edip, ulusal kimliğinden uzaklaşmış, hatta vazgeçmiş, Türklük ya da başka milletlerin sözleşmesine dahil olmuş, ulusu zulme entegre eden zayıflıktan   kaynaklıdır ve bu durum insanlıkta direnme değil, köleliğe biattir..  Zayıflık, bazen kendini kanıtlamak üzere  hırçınlaşarak,  sömürgeci, faşist ve  soykırıma perde edilen devletin "milliyetçilik" söyleminde militanlaşan önemli bir kesimin devşirildiğini  görmek mümkündür...

Sisteme siper olan bu kesimler, "Bak ben Laz'ım ya da Kürdüm  veya başka bir etnisiteye aitim ama Türküm ve  Türklüğümü gururla savunuyorum!", "Arap'ım, Araplığımı onurla taşırım", "Fars'ım, Farslılığımı onurla söylerim!" ya da geçmişte Faslı bir Arabın,  "Arap kökenli olsam da ben Fransız'ım!"  demesi gibidir ki, bunların "sömürge insan" tanımı ile izah olunmaları isabetli olmuştur.

Kürt, Ermeni, Pontus ya da başka bir millete ait olup, ama Türkçülük yapan Türk spor takımlarını, kendisini eriten yok sayan Türk eğitim sistemini heyecan ile karşılamaları nasıl oluştu?...

 "Seçme ve seçilme hakkı Türk milletine aittir" diyen ve seçilen, Türk sisteminin, Atatürk milliyetçiliğinin, herkesi Türk sayan anayasasının  üstelik meclisinden kreş okullarına kadar ant içecek düzeyde dahil olarak  "büyük türküm, büyük  Türk milleti  önünde namus ve şeref..." üzerine yeminle bağırttırılarak, varlıklarını "Türk varlığına armağan" edercesine   savunacaklarına sözler verdirtirler. Bu sözlerinde en ufak bir tashih hatası ya da eksik bir ifade bile, seçilmişlerin adeta kırmızı kart görmüş gibi dışlanmalarına, seçilme sathi dışına çıkmalarına,  seçilmiş olarak kabul edilmelerine fırsat verilmemesine, minnacık kreş çocuklarının etnik ve milli köklerinden koparılmalarına  varan bir sistemin işlevli kılınmasındaki gayretkeşliği, "salt bir egemen ulus milliyetçiliği" içinde değerlendirmek, mütalaa etmek basit kaçar!

Çünkü, "tek millet, tek kimlik, tek dil, tek  devlet, tek bayrak" söyleminin, "kırmızı çizgi" belirlemesi, millet ve milliyetçilik ötesi bir siyasi ideoloji alanına gider.  Anayasanın ilk dört maddesi böyle düzenlenmiş  ve "hiç bir koşul ve şartla değiştirilmesi dahi düşünülemez ve mümkün değildir." denilir.

Bu tanımlama ve "değişmezliği" anayasa şartı haline getirmenin  Türk ulus inşasındaki  mühendisliğin,  zorun, inkar ve imhanın   derinliği yatmakta ve onun ötesindeki  "beka sorunu" olarak belirtilmektedir...

Bu gerçeklik ortada iken, "ortak kardeşlik", "dindaşlık", "bin yıllık beraberlik", "Kız alıp kız verdik, dönür olduk", "demokratik toplum", "demokratik ulus" kavramları üzerinde propagandalar ile gerçeği inkar etme,  örtme, manipüle etme ve karartma çabaları tavan yapılır!...

Kürtlerin, Lazların ve başkasının bu inkar ve imha çemberinin dışına çıkmaları "ayrımcılık"  olarak tab olunuyor. Oysa ki başka başka ulusların, aidiyetlerin,  ulus ve aidiyet olarak varlıklarının tescil olunması,  dünya milletleri ile eşit haklara sahip olmaktan başka hiç bir şey istemedikleri halde, onları "terörist", "eşkıya", "haydut" vs. ile itham etmek, özgürlüklerinin ve bağımsızlıklarının karşısında durmak, emperyalist, işgalci, sömürgeci zihniyet dışında,  dünyada başka tanım ile izah etmek mümkün olmamaktadır...

Ulusları, kölelik zincirinde tutmak üzere zorlamanın anlamı budur ve insanlığa karşı dört elle sarılıp, "beka sorunu" olarak görüyor olmaları da bundandır.. Zira bu durum, inkar eden açısından insanlık suçu,  inkar olunan için de büyük insanlık kaybıdır..

Doğal ulus hakkını, haklarını  istemek  en meşru haktır, "bunu istediğin için dünyanı karartacağım"  demek insanlık değildir, İnsan varlığının namus(onur) ve haysiyetinin(kişiliğinin) ilhalidir.

Ulus, statüsüz olamaz!

Kürtlere nüfus sayımı yapma fırsatı bile verilmemiştir. Ancak veriler, Kürtlerin  70 milyonluk devletsiz bir ulus olduğunu  ortaya koymaktadır....

Biz Kürtler, "halk" değil, ulusuz!

Haklarımız, ancak ulus hakkı  çerçevede mütalaa ve müzakere olunabilir! Bunun dışında yapılan tanımlar, ileri sürülen "çözüm" söylemleri, ulus hatta uluslara barış ve hak eşitliğine,  dostluğa ve dayanışma kavramlarına karşı hiledir, varlık inkarını ve hak ihlallerini  amaçlar.

Ulus olmak, hak ile özlemlerine ısrarla sahip çıkmak ve savunmaktan geçiyor...

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 205 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:38:10